KÖŞE YAZILARI 6

HER ŞEYİ ÖĞRENDİĞİN KADAR BİLİRSİN

 

Biraz canım sıkıldığında, bazen de ümitsizliğe düştüğümde okuduğum yazılardan iki tanesini sizinle paylaşmak isterim. Aşağıdaki satırlar içimizi ısıtacak, enerjimizi artıracak belki birazda bizi motive edecek.

“Etrafında herkes şaşkına dönmüş, yollarını şaşırmış ve bundan seni mesul tutarken sen kendi tuttuğun yoldan ayrılmaz ve başını dik tutabilirsen,

Eğer beklemeyi bilir ve beklemekten yorulmazsan,

Başkaları seni aldatırken sen yalanla iş görmezsen veya onlar senden nefret ederken sen nefret etmeye yanaşmazsan ve bütün bunlara rağmen fazlasıyla iyi görünmez ve fazlasıyla hakimane konuşmazsan,

Rüya görebilirsen, fakat rüyalarının kölesi olmazsan,

Düşünebilir fakat düşüncelerini hayatının esas gayesi yapmazsan,

Eğer zafer ve yenilgiyle karşılaşabilir ve bu iki boş şeye karşı aynı şekilde kayıtsızca hareket edebilirsen,

Söylediğin hakikatlerin reziller tarafından akılsızları aldatmak için değiştirilerek kullanıldığını işitmeye tahammül edebilirsen,

Veya yapmak için bütün hayatını verdiğin şeylerin bir an içinde yıkıldığını görür de tekrar eğilir, yorgun vücudun ve yıpranmış aletlerinle onları yeniden yapabilirsen,

Eğer kalbin, sinirlerin ve kasların bitmiş, içinde sadece dayan diyen iradenden başka bir şey kalmamışsa ve sen onları tekrar çalıştırabilirsen,

Krallarla gezer sağduyunu elden bırakmazsan,

Herkesle konuşabilir, fakat faziletini muhafaza edebilirsen,

Ne düşmanların ne de dostların seni incitebilirse,

Herkes sana güvenebilirse, fakat bu güvende sınırsız olmazsa,

Eğer sen ömrünün her saatine 60 dakikalık değer verebilmişsen,

İşte o zaman içindekilerle beraber bütün dünya senin olur, hatta bundan da üstünü, sen bir insan olursun…”      Rudyard Kippling

 

Yerin seni çektiği kadar ağırsın, Kanatların çırpındığı kadar hafif.

Kalbinin attığı kadar canlısın, Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...

Sevdiklerin kadar iyisin, Nefret ettiklerin kadar kötü.

Ne renk olursa olsun kaşın gözün, Karşındakinin gördüğüdür rengin.

Yaşadıklarını kâr sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.

Gülebildiğin kadar mutlusun, Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin

Sakın bitti sanma her şeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer

Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın, Bir gün yalan söyleyeceksen eğer

Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret

Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın

Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın, Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.

Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın

Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.

Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.

 

İşte budur hayat!

İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın

Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün

Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun

Çiçek sulandığı kadar güzeldir

Kuşlar ötebildiği kadar sevimli, Bebek ağladığı kadar bebektir

Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,

Sevdiğin kadar sevilirsin...                                                                 Can Yücel

 

 

 

 Son söz…

 

“İnsan görecektir ki, eşyaya ve başka insanlara karşı düşüncelerini değiştirdikçe eşyalar ve başka insanlar da kendisine karşı hallerini değiştirirler. Geleceğimize şekil veren güç, kendi içimizdedir kendi benliğimizdedir.

 

Sağlıkla ve neşeyle kalın.

http://voltgazetesi.com/haber-detay/her-seyi-ogrendigin-kadar-bilirsin-muhammed-sahin/684

 

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/

 

KASIM 2020

 

 


 

 

 

 

                                        YAYILIN ÇİMLERİN ÜZERİNE, ACELE EDİN

Koca bir yıl bitmek üzere, 1945 Japon pasifiği ’nin sapsarı akşamları gibi, virüs denilen illetten hala kurtulabilmiş değiliz.2020 yılı hepimizin hafızalarında derin izler bırakacak bir yıl oldu. Her şeye muktedir Kadim dünya medeniyetimiz, görünmeyen bu düşmanı hala yok edebilmiş değil, Yunus’un tabiri ile “bir sinek bir kartalı vurdu yere”. Virüs, Volkanik patlamadan çıkan lavlar gibi, kıtaları işgal etmeye devam ediyor.

Virüsle yatıp virüsle kalkıyoruz. Bazı şeyleri epeyce uzun süre yapamayacağımız bir döneme girmek üzereyiz. Tüm alışkanlıklarımız değişmek üzere. Kendini çok güçlü, başarılı, her şeye muktedir, “Kadir’i Mutlak” gibi yeryüzünde dolaşan, alçak dağları ben yarattım diyen İnsanoğlu, kapalı kapılar ardında can korkusuyla, pısıp durmuş vaziyette. Üstüne üstlük, kepenkler indi, faturalar işliyor. Bir bedel ödeyeceğiz ama ne boyutta bilmiyoruz.

 Yazıyı kaleme aldığım dakikalarda TV kanalarında yeni tedbirler açıklanıyordu.

40 yıl düşünsek aklımıza gelmeyen tedbirler. Hafta sonları sokağa çıkmak yasak, hafta içi 9’dan sonra yasak, akrabalara gitmek yasak, akrabaların gelmesi yasak, taziyelere gitmek, cenazelere katılmak acı gününde dostunun yanında olmak yasak. Ölsen cenazene gelmeleri yasak. Maskeyi burun altına indirmek yasak, Farklı kutuplardaki mıknatıslar gibi, birbirimize dokunmamız yaklaşmamız yasak.

 Hastalıktan korunmamızın ön koşulu birbirimizden uzaklaşmamız. Toplumun selameti için bilim kurulunun bize dayattığı acı reçete bu.

 Mikro ölçekte birer devlet hapishanesi mantığı ile tasarlanan apartmanlarınızdan evlerinizden çıkmayın.

 İzole olun, hastalık geçene kadar burnunuzu dışarı çıkarmayın. Her sokağa çıkma yasağında nüfus sayımı varmış gibi hissederim ve hastalık her aklıma geldiğinde Nazım ın Japon balıkçısı aklıma takılıverir.

Denizde bir bulutun öldürdüğü
Japon balıkçısı genç bir adamdı
Dostlarından dinledim bu türküyü
Pasifik'te sapsarı bir akşamdı

Balık tuttuk yiyen ölür
Elimize değen ölür
Bu gemi bir kara tabut
Lumbarından giren ölür

Balık tuttuk yiyen ölür
Birden değil, ağır ağır
Etleri çürür, dağılır
Balık tuttuk yiyen ölür

Elimize değen ölür
Tuzla, güneşle yıkanan
Bu vefalı, bu çalışkan
Elimize değen ölür

Birden değil, ağır ağır
Etleri çürür, dağılır
Elimize değen ölür

Badem gözlüm, beni unut
Bu gemi bir kara tabut
Lumbarından giren ölür

Üstümüzden geçti bulut

Badem gözlüm beni unut
Boynuma sarılma, gülüm
Benden sana geçer ölüm
Badem gözlüm beni unut

Bu gemi bir kara tabut
Badem gözlüm beni unut
Çürük yumurtadan çürük
Benden yapacağın çocuk

Bu gemi bir kara tabut

Bu deniz bir ölü deniz
İnsanlar ey, neredesiniz?
Neredesiniz?

 

 

 Velhasıl…

Yayılın çimlerin üzerine…Acele edin…

Er veya geç…

Çimenler yayılacak üzerinize…

 

Sağlıkla ve neşeyle kalın…

ARALIK 2020

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/2020/12/yayilin-cimlerin-uzerine-acele-edin.html

https://www.bursahaberdar.com/yayilin-cimlerin-uzerine-acele-edin-makale,283.html

http://voltgazetesi.com/haber-detay/yayilin-cimlerin-uzerine-acele-edin/735

 

 

 

 

 

 

 

                                          HAYAT BİR AYNADIR, GÜLÜMSERSEK O DA BİZE GÜLÜMSER

 

Pandemi nin zirvelere oynadığı, ülkelerin darmadağın olduğu, hükümetlerin çaresiz kaldığı, zengin fakir ayrımı olmadan herkesin canının derdine düştüğü, zor zamanlardan geçiyoruz. İki ucu keskin bir bıçak gibi, Dışarı çıksak bir bela, içeri girsek başka bir bela. Bizler sosyal varlıklarız. Birlikte yaşıyor, birlikte besleniyor, birlikte eğleniyoruz. İletişim kurma ve sosyalleşme şeklimizde dramatik değişiklikler yaşıyoruz. Pandemi Bedensel olduğu kadar, Ruhsal ve toplumsal bir Kriz durumu oluşturdu diyebiliriz. Bu aralar, Hayat hiçbirimiz için açıkçası hiç de kolay değil,

 Konuyla alakalı kaynakları araştırırken, Kuran’ı Kerimin muhteşem bakış açısı beni derinden sarstı diyebilirim. Ayeti olduğu gibi aktarıyorum. “Bilinki Dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir”. (Nihayet hepsi yok olur gider) Hadid 20- 21

En nihayetinde her şey yok olup gidecek. Her şeye rağmen, yeni bir fasikül açın hayatınızda, çemberleri daraltın. Gururunuz nedeniyle, yoksunluğunuz veya öfkeniz nedeniyle değil, kapıyı kapatın, müziği değiştirin, kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın, eskiden olduğunuz kişi olmayı bırakın ve şimdi olduğunuz kişiye dönüşün. Bazı şeyler olur ve geçer, bazen elimizden gelen en iyi şey onların gitmesine izin vermektir. Nihayetinde daha iyisi mutlaka gelecektir. Hayat unutmaz ve hayat asla israf etmez.

Aşağıdaki okuyacağınız yazıda Hayat nedir sorusuna, Charles Eguone den enfes bir yaklaşım bulacaksınız, Belkide Hayat seçimlerden ibarettir.

 

Hayat çetele tutmak değildir. Seni kaç kişinin aradığı, kiminle çıktığın, kiminle evli olduğun demek de değildir.

Kimi öptüğün, hangi sporu yaptığın veya kimlerin seni sevdiği de değildir.

Hayat ayakkabıların, saçın, derinin rengi, nerede yaşadığın veya hangi okula gittiğin de değildir.

Aslında hayat, notlar, para, giysiler, girmeyi başardığın ya da başaramadığın okullar da çalıştığın işler de değildir.

Hayat çok arkadaş sahibi olmak ya da yalnız olmak, kabul görmek ya da görmemek de değildir.

Hayat bunlar değildir.

Hayat kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
Kendin için neler hissettiğindir.
Güven, mutluluk ve şefkattir.
Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.

Hayat kıskançlığı yenmek, önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir. Neler söylediğin ve ne demek istediğindir, söylediklerinin arkasında durmandır. İnsanların sahip olduklarını değil, kendilerini olduğu gibi görmektir.

Her şeyden önemlisi, hayatını başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.

İşte hayat, bu seçimlerden ibarettir.

 

Velhasıl…

“Hayatı yaşamanın iki yolu vardır, biri mucizelere inanmadan yaşamak, diğeri ise her şey mucizeymiş gibi yaşamak” …

 

Not: Yeni yılın tüm insanlık için, sağlık ve mutluluk getirmesi dileklerimle. Neşe dolu yıllar…

 

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/

http://voltgazetesi.com/haber-detay/hayat-bir-aynadir-gulumsersek-o-da-bize-gulumser/751

https://www.bursahaberdar.com/hayat-bir-aynadir-gulumsersek-o-da-bize-gulumser-makale,287.html

 

OCAK 2021

 

 KUSURLULAR KULÜBÜNE HOŞ GELDİNİZ

 

 

 

Bir kişinin kendi kendini yenerek kazandığı zafer, bir başkasının savaşta bin kişiyi bin kez yenerek kazandığı zaferden daha değerlidir. Her şey düşünme şekline bağlıdır. Her şey düşünceden oluşur. Kötü konuşan ya da davranan tıpkı tekerleğin hayvanların nallarını takip etmesi gibi acıyla karşılaşır. (Buda)

Gerçekten kimiz biz, çünkü gerçekten kim olduğumuzu gösterebilmek, fevkalade bir duygu. Genç yaşımızdan itibaren şöyle Cümleler duymuşsunuzdur, Alçak yerde tepecik kendini Dağ zanneder. Ahmak Ata binince Bey oldum sanır, Şalgam Aşa girince Yağ oldum sanır, Ağaç ne kadar uzarsa başı göğe ermez.

 Çoğumuz büyük bir ihtimalle bizi kontrol altına alan bu cümlelerin çoğunu biliyoruz. Buna benzer Atasözleri eğitimimizin neredeyse dayanağı oldu diyebiliriz. Sürekli kendi kendimizi eleştirmeye bu kadar meyilli olmamız, çok da şaşırtıcı değil. Yani kendimizi övmeye alışkın değiliz. Kendi kendimizi eleştirme fikrini o kadar geliştirdik ki insanlar bizi övdüklerinde bile inanmıyoruz. Bu yüzden kendimizle gurur duymakta başarılı olamıyoruz.

Eğer kendimize değer vermiyor ve Saygı göstermiyorsak, hiç kimsede bize Saygılı ve düşünceli olmayacaktır.

Bugün başımıza gelenler, çocukluk yaşantımızdan bugüne taşıdığımız, başkalarına bağımlı pasif, yönlendirilen yapımızın günlük yaşantımıza yansımasıdır.

Doktorlara ve Uzmanlara güvendiğimiz kadar kendimize güvenmiyoruz. Hiç kimse bizim üstümüzde kendimiz kadar etkiye sahip değildir. Kusurlulular Kulübünden çıkın, Çünkü Tahmin ettiğimizden çok daha büyük, Küresel bir etkiye sahibiz.

Çok basit örneklerle, Bir Mağazaya girdiğimizde, satıcının önerdiği giysiyi alıp çıkıyoruz. Bir lokantada garson neyi tercih ediyorsa onu yiyoruz, seçimler sorumluluk getirdiği için en basit durumlarda bile seçimleri başkalarına bırakıyoruz. Arabesk bir Dünyadan fırlamış gibiyiz. Bardağın boş tarafı hep cazip gelmiştir bize. Örneklerimize devam edelim. Kader beni benden aldı, çekilmez dertlere saldı, Aşk benim dert benim hasret senindir, al Toprak al Leyla senindir, isyanlarla, ahlarla, vahlarla geçiyor ömrümüz. Bize kazara bir dokunsalar, bin ah işitecekler.

En derin Korkumuz, yetersiz olmamız değildir.            

En büyük korkumuz, Sonsuz Güce sahip olmamızdır. Kendi karanlığımızdayken kendi ışığımızdan şüpheye düşeriz.

Karamsarlıklarımızın sebebi kendi değersizliğimize olan sarsılmaz inançlarımızdır.

Hiç kimse sizin izniniz olmadan size kendini değersiz hissettiremez. (Moliere)

Yahya Kemalin akıncılar şiirini hatırlayanlarınız vardır.

“Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik”.

Çocuklar gibi şen olun, önünüzde Ordular diz çökecektir…

 

Aklınızdan asla çıkarmayın…

Hepimiz değerliğiyiz, inandığımızdan daha cesur, göründüğümüzden daha güçlü, düşündüğümüzden daha zekiyiz. Sizi ele geçiren Çürümüş duygularınızı bir kenara bırakın, daha çok sevin, daha çok güvenin, çocuklar gibi olun, çünkü hayat bize verilmiş en büyük armağandır, Keyfini sürün. Bizi kendimizden başka kim kurtarabilir ki, hepimiz kendi yolumuzu kendimiz yürümek zorundayız.

“Binlerce savaşı kazanmak için savaşmak yerine, kendinizi fethetmeyi deneyin, Zafer, sizsiniz”.

Varoluş sırrı korkusuz olmaktır. Ne olacağınızdan korkmayın. Tüm yardımı reddettiğiniz an özgürsünüz.

Velhasıl…

“Hayatımız Dünyaya Mesajımızdır, İlham verici olduğundan Emin olun”.

 

Neşeyle ve sağlıkla kalın…

 

Kaynaklar: Pıerre FRANCKH (rezonans kanunu)

 

ŞUBAT 2021

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/

http://voltgazetesi.com/haber-detay/kusurlular-kulubune-hos-geldiniz/772

 

 

       


PAYLAŞ