Köşe yazıları 1
Yönetim kurulu başkanımız Muhammet ŞAHİN'in volt gazetesi için yazdığı köşe yazılarına buradan ulaşabilirsiniz...
http://voltgazetesi.com/kategoriler/kose-yazilari-haberleri/3/sayfalar/2
ŞEHRİN IŞIKLARI
http://voltgazetesi.com/haber-detay/sehrin-isiklari/68
Teknolojinin ortaya koyduğu en büyük gelişmelerden biri olan ampulün icat edilmesinin üzerinden yaklaşık 157 yıl geçti. İnsanların tatil için uzaya gittiği bu günlerde, ampul artık ışıklandırmanın atası sayılırken, onun gibi "ışık üreten"; evleri, binaları, kentleri aydınlatan ve gece gösterilerinin düzenlenmesini sağlayan yeni teknolojiler geliştirildi
Dünyanın önde gelen birçok şehri markalaşmak ve insanlarına daha yaşanabilir yaşam alanları oluşturmak adına aydınlatmaya önem vermektedir. Lyon, Saint Petersburg gibi şehirler bu alanda isim yapmış ve şehir aydınlatmalarının kalitesi ile birer marka şehir olmuşlardır. Bu çalışmalarının getirisini turizm alanında kazandıkları ile ölçebilmektedirler.” İnsanlar yüzyıllardır her zaman güzelin ve en iyinin peşinde olmuşlardır. Bunun için yaşadıkları çevrede her zaman farklılık yaratma arayışında bulunmuşlar ve hep bir adım öteyi hedef edinmişlerdir.
Aydınlatma bir şehrin ve o şehirde yaşayan insanların yaşam kalitesini ortaya koyan ve onları özgür kılan en önemli faktördür.
Hiç şüphe yok, ki Vatandaşların şehirden gurur duymaları şehrin kimliği ile doğru orantılıdır. Aydınlatma, kentin ana konularından biri olmakla birlikte, enerji verimliliği, emniyet ve kültürel miras gibi ilgili konularda, her bir bölgenin özel gereksinimlerine uygun bir şekilde aydınlatma yapılmasıdır.
Buradaki amaç; yenilikçi teknoloji çözümleri için yaşayan bir laboratuvar ve akıllı bir kent ile vatandaşlarının yaşam kalitesini sürekli olarak iyileştiren bir şehir olmaktır. Yenilikçi genel aydınlatma çözümleri ile şehrin yaşam kalitesini iyileştirmektir.
Dolayısıyla aydınlatma şehrin güçlü yönlerini ortaya çıkarır. Sıcak bir şehir olarak, insan ölçeğinde işlevsellik ve deneyimi bir araya getiren hoş bir ortam sunar. ; kamu alanlarını kullanan herkes için hareketliliği kolaylaştır. Şehre akşamları davetkar bir ortam algısı Sağlar. Aydınlatılmış kentler nitelikli emniyetli ve çekicidir. Vatandaşlar kendilerini huzurda ve güvende hissederler. İnsanlar yaşadıkları kentlerle duygusal bağlar kurarlar ve bu bağın en önemli kriterlerinden biri o şehrin ışıklarıdır.
.Aydınlatma, kesin tanımı ile, nesnelere, çevrelerine ve küçük ya da büyük bölgelere, bunların görülebilmesi için, ışık uygulamaktır. Aydınlatma sistemleri, bir kenti geleceğe taşıyacak en önemli araçlardandır. Kent aydınlatması günümüzde, eskiden olduğu gibi yalnızca güvenlik koşullarını kapsayan yaya ve araç trafik yollarının aydınlatılması ile kalmayıp, kenti gerek kullanım, gerekse estetik yönden çekici kılacak aydınlatma düzenlerinin kurulmasını kapsamaktadır.
Aydınlatılan kentsel değerler, içinde bulundukları kent bölümünün görünüşünü daha anlamlı ve etkili kılarlar. Kentin karakterini belirleyen kentsel değerlerin aydınlatılması, yalnızca aydınlatılan konunun görünmesini sağlamaz, konunun mimari özelliklerinin, biçimlenişinin ve işlevinin de ortaya çıkmasını sağlar.
Kent aydınlatması işlevsel aydınlatma ve mimari aydınlatma olarak iki ayrı başlıkta ele alınır. İşlevsel aydınlatma güvenlik, ulaşım, spor alanları, sanayi bölgeleri ve ticaret alanları, mimari aydınlatma ise yapılar, sanat yapıtları, mühendislik yapıtları, peyzaj mimarlığı ve yaya alanlarıdır.
İşlevsel aydınlatmada amaç, söz konusu eylemin en kısa sürede, en güvenli ve en iyi şekilde yapılmasını sağlamaktır. Bu durumda yapılan aydınlatmada yol ve çevre görünürlüğü artırılarak sürücülerin güvenli bir şekilde ulaşım yapmaları sağlanır. Bu gibi mekânlarda olabildiğince düzgün yayılmış bir aydınlık oluşturabilen düzenlerin kurulması yeterlidir.
Mimari aydınlatma alanlarında ise estetiği ön planda tutan, kente özgü yerel kimliği koruyan, kenti güzelleştirmeyi amaçlayan bir aydınlatma tasarımı hedeflenmelidir.
Sonuç olarak şehirlerin geleceği ve marka değerleri, aydınlatmaya verdikleri önem kadar değer kazanacaktır. Şehrin paydaşları geleceğe daha güvenle bakacaktır.
Muhammet ŞAHİN ARALIK 2017
İşletmelerimizde Kurumsallaşma (Neden kurumsallaşmalıyız).
http://voltgazetesi.com/haber-detay/isletmelerimizde-kurumsallasma-neden-kurumsallasmaliyiz/71
İş hayatında yer alan firmalar, her zaman başlangıçta iş planı ile belirlenen bir yapı ile yola çıkılarak kurulmazlar. Özellikle elektrik sektörümüz için böyle bir cümleyi kurmak yanlış olmasa gerek.
Türkiye’de son elli yıldır kurulan firmalar, çoğunlukla aile işletmeleridir. Cesur bir girişimcinin, kısıtlı bir sermaye ile kendi bedeni gücünü de işe katarak kurduğu; tek kişi veya onun ortağı ile birlikte başlayan, daha sonra aile üyelerinin de katıldığı ve plansız olarak büyüme gerçekleştirmiş bir yapıdadır. Belirli bir büyüklüğe kadar işi kuranlar ve çevresindeki kısıtlı sayıda çalışanı ile hızlı ilerleyen işletmeler, büyüme arttıkça sorunlar yaşamaya başlarlar.
Başlangıçta, büyümenin ne zaman gerçekleşeceği ve bu durumda neler yapılacağı hakkında planları bulunmadığından, sorun ortaya çıktıkça tek tek çözülür, işletme yoluna devam eder. Ancak bütüncül bir yaklaşım olmadığından, işletme zamanla şişmanlar, hatta “obez” halini alır ve kontrolü zorlaşır. Bunun yanında, patrona bağlı olarak hayatını sürdüren işletme, ondan uzaklaştığında veya onu kaybettiğinde krize girer. Bir kısmı da krizden çıkamaz ve hayatı sona erer. Piyasa diliyle firma batar.
Özellikle kurumsallaşamamış işletmelerinin yaşam sürelerinin kısa olması, günümüz iş dünyasında şöyle bir değerlendirmenin yapılmasına neden olmuştur: “işletmeleri birinci nesil kurar, ikinci nesil miras alır ve durumu idare eder, üçüncü nesil ise bitirir, yani satarak kalanıyla yaşamına devam etmeye çalışır.”
“Türkiye İstatistik Kurumu ve İstanbul Ticaret Odası'nın verilerine göre Türkiye’de şirketlerin ortalama ömrü 25 yıl. Bu şirketlerin sadece yüzde 30’u ikinci kuşağa, yüzde 12’si üçüncü kuşağa geçebiliyor. Dördüncü kuşağa geçebilenlerin oranı ise yüzde 3'te kalıyor” Cumhuriyet öncesi dönemde kurulmuş ve bugün hala devam eden işletme sayısı ise maalesef sadece 69.
Öyleyse işletmelerimizin uzun yıllar ayakta kalması, yöneticilerin ve patronların üzerindeki iş yükü ve risklerin azalması için şartların el verdiği ölçüde kurumsallaşma çabası göstermesi gerekir. Çünkü bu sayede şirketlerimiz süreklilik kazanır. Geleceğe daha güvenle bakarlar.
Onca zahmet ve meşakkatle kurduğumuz işletmelerimizin yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı veya bir kriz anında yok olup gitmesi ve itibarsızlaşması kimsenin istemeyeceği bir durumdur.
Rekabet koşularının ağırlaşması, kaygan piyasalar, şirketlerimizi fazlasıyla olumsuz etkilerken bireysel hatalarımız da işin tuzu biberi olmaktadır. Ama kurumsallaşmış şirketlerde, Sistem kurallar çerçevesinde işleyeceği için bireysel hatalar şirketlere çok zarar veremeyecektir.
Kısacası benim anladığım kadarıyla kurumsallık, bir patronun mutlak olduğu ama, şirketin patronuna, yöneticisine ve önemli personellerine bağımlı olmadan mevcut faaliyetlerini sağlıklı bir şekilde yürütebilmesi ve geliştirebilmesidir.
Yani, müdür Ahmet Bey’in izne ayrılmasıyla işlerin arapsaçına dönmemesidir kurumsallaşma. Mehmet ustanın hastalandığı gün işlerin yetiştirilememesi gibi bir durumun olmamasıdır. Patronun bedenini değil, beynini kullanmasıdır.
Aslında kurumsal olmak büyük hesap yapmaktır. Küçük detayları atlamamak ve bugün için getirisi olmayan ama yarın için çok değerli olan noktalara yatırım yapmaktır.
Sonuç
İşletmelerin gelişmesi, sürekliliğinin ve nesillere devrinin sağlanabilmesi için, kurumsallaşması zorunludur. Kurumsallaşma işletmenin tüm süreç ve işlevlerini tanımlayan ve disipline ederek sistem haline getiren bir anlayıştır.
Endüstri 4.0’ın konuşulduğu 4. Sanayi devriminin başladığı dünyanın küresel ölçekte hızla geleneksel sanayiden uzaklaştığı ve yüksek teknolojiyle tanıştığı günümüzde, Kurumsallaşmış şirketlerimiz, kendi ölçeklerinde artık dünyaya açılabilir ve Türkiye’nin aydınlık geleceğine kendi vizyonu ve misyonunu da katarak katkı sunabilir.
Yazımızı Türkiye’deki kurumsallaşmanın en iyi örneklerinden rahmetli Vehbi koç la bitirelim.
Başarılı olmak isteyen kimsede organizasyon yeteneği bulunmalıdır; çünkü hiçbir nehir kaynağından yukarı akmaz, hiçbir iş, başında bulunan adamın seviyesinden yukarı çıkamaz.
Muhammet ŞAHİN OCAK 2018
https://bymuhammetsahin.blogspot.com/
PAHALI PARFÜMLERİ BİR KENARA BIRAKIN, İNSAN GÜVEN KOKMALI…
http://voltgazetesi.com/haber-detay/pahali-parfumleri-bir-kenara-birakin-insan-guven-kokmali/74
40 lı yaşlarımı devirdiğim bu günlerde yaşım olgunlaştıkça bilgim ve ilişkilerim arttıkça şunu fark ettim ki, kişilerin ve şirketlerin kalıcı ve uzun süreli başarıya ulaşmaları için en önemli faktör güvendir. Çünkü güvendiğimiz kimse ve kurumlarla alışveriş yapıyoruz. Onlarla birlikte oluyoruz. Hemen hemen hepimizin ticari faaliyetleri güven üzerine kurulu. Mahalle bakkalınızdan bir kg elma istediğinizde paketin içine koyduğu bir çürük elma artık mahalle bakkalınızı sorgulama ya ve mahalle bakkalınızdan sizi bir daha alışveriş yapmamaya itmektedir. Sonuç olarak bir çürük elma mahalle bakkalınızın gelecekteki ticari faaliyetlerini dumura uğratmıştır.
Güven duygusu bir kere kaybedilir ve sonrası hep şüphedir. Güven aynı zamanda bir ayna gibidir, bir kez kırıldı mı hep çizik gösterir. En güvendiğiniz insanın yaşattığı hayal kırıklığını affetseniz bile asla unutamazsınız. Ticari faaliyetlerimizdeki bolluk ve bereket in en büyük sırrı güvenilir olmaktır. Ne kadar güvenilir olursanız başarıya ulaşma potansiyeliniz o kadar artar.
Buradan hareketle iş hayatımızda bütüncül bir yaklaşımla bireylerin ve şirketlerin güvenilir olması işletmelerin sürdürülebilirliği açısından hayati öneme sahiptir. Şirketler ancak güvenilir olmakla hayatlarını sürdürebilirler. Güvenilir çalışanlara sahip olmak şirketler için paha biçilmez bir değerdir ve geleceğin sigortalarıdır.
Hepimiz işe alacağımız çalışanları öncelikle en donanımlı, en deneyimli, en düzenli ve en kusursuz özellikte olmalarını aramayız. Öncelikle güvenebileceğimiz birilerini ararız. Birinci olmaz koşulumuz güvenilirliktir. Kişinin kendini güvenilir olarak kabul etmesi önemli değildir, önemli olan başkalarının onu güvenilir bulmasıdır.
Bu durumda güvenilirlik nedir?
Bizden hizmet alan insanların veya şirketlerin yüzde kaçı 5 yıldan fazla bir süredir bizimle beraberler? Oranın yükselmesi bizim güvenilirliğimizin bir ölçüsüdür ve başkalarına da sıkça anlatacaklardır. Bu bizim itibarımız ve referansımız olacaktır.
Sektörümüzdeki, yakın çevremizdeki, hizmet verdiğimiz sektördeki ve şirketimizdeki çalışan insanlar arkamızdan ne söylüyor, bize ne gözle bakıyorlar?
Karşılık beklemeden, sınır tanımadan ve başa kakmadan samimi yardımlarda bulundukça güvenilirliğimiz artacaktır.
Buradaki temel ilke çalışanların, işverenlerin ve şirketlerin hizmet veya ürün satarken güveni en ön planda tutmaları satışlardaki mutlak başarının müşterinin güveninden geldiğini unutmamalarıdır. İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi göze almalarıdır.
Sonuç olarak:
Kendinize ve başkalarına yapacağınızı söylediğiniz şeyi mutlaka yapın. Orada olacağınızı söylediğiniz zaman orada olun, dakik olun, başkalarının güvenebileceği bir kişi olun. Daha güvenilir olarak algılandıkça hizmet verdiğiniz insanların sayısı ve ödedikleri bedeller daha da artacak, yaşam kaliteniz daha da güzelleşecektir. Sektörümüzdeki güvenilir ve en iyi firmalar fiyatını savunmak zorunda değildir, çünkü onlar güvenilir firmalardır. Herkes bunu bilir ve istediği rakamı da onlara verir.
Ve hayat oyunu bir bütündür. Dolayısıyla hayat oyununda atılan her adım sadece o adımda elde edilen sonuçları ile değil, aynı zamanda güvenirlik etkisiyle birlikte değerlendirilmelidir. Kısa vadeli kazançlar için güvenirliğini yitirenler, aynı zamanda değerlerini de kaybederler…
Muhammet ŞAHİN ŞUBAT 2018
https://bymuhammetsahin.blogspot.com/
REKABET Mİ DEDİNİZ…
http://voltgazetesi.com/haber-detay/rekabet-mi-dediniz/77
Çağlar boyunca insanlar, toplumsal ilişkilerinde ahlak kurallarını yüceltmeye, özellikle ekonomik ilişkilerini dürüstlük ve iyi niyet esasına oturtmaya çabalamışlardır. Bazı başarılar elde edilmiş fakat hırsızlık, yolsuzluk, yağmacılık, stokçuluk gibi davranışlar her toplumda ve tarihin her döneminde varlığını sürdürmüştür. Son yüzyılda gelişen piyasa ekonomisi temellerini etik kurallar üzerine oturtma ihtiyacı hissedememiştir. Gerçekten artık günümüzde dayanışmanın değil-rekabetin, hizmetin değil-çıkar peşinde koşmanın, fedakârlığın değil-alışverişin geçerli olduğunu biliyoruz.
Ticaretin özünde hiç şüphe yok ki rekabet vardır. Rekabet düşmanca ya da sosyal olmayan tutumları beslemekte midir? Bireylerin birlikte iş yapan arkadaşlar olmaları mı; yoksa birbirleriyle savaşan düşman taraflar olmalarına mı sebep olmaktadır?
Ticaret piyasaya dayalı olduğundan, büyük olasılıkla işletmeler başarılarının devamını sağlamak ve ayakta kalabilmek için kar oranlarını en düşük seviyede tutacaklardır. Ancak bu durum bir tür kalite düşüklüğü artışına neden olmayacak mıdır? (Ör: Kalitesiz malzemeler ve kalitesiz işçilik) bu durumda, ülkemiz için bunun uzun dönem sonuçları nelerdir?
Ticaret, bireyin şartlar ne olursa olsun kendi çıkarını koruma temeline dayanmaktadır. Ancak bu ahlak bakımından kabul edilebilir mi? Ya da bireyleri, bencillik, başkalarını umursamazlık sınırını aşmaya cesaretlendirmekte midir?
Ticari piyasalar steril bir alan değildir. Kimsenin kimseye değmediği, kuralların çıkarlardan üstün olduğu bir alan hiç değildir. Ticaret deyim yerindeyse bir cehennemdir. Rekabet yasalarıyla düzenlenmeye çalışılsa da herkesin kendi çıkarlarını korumak ve arttırmak için kıyasıya kapıştığı, blöfün, tehdidin ve her türlü ayak oyunlarının oynandığı bir alandır.
Peki sektörümüze dönecek olursak, sektörümüzdeki durum nedir? elektrik sektörümüzün genel görünümünü analiz etmeye çalışalım.
İnşallah dönemi…
Hiç şüphe yok ki firmalarımızın en büyük sorunu karsızlaşma. Kar oranlarının sürekli olarak azalması ve karlılığa yeniden döneceğiz beklentisi. İnşallah işler açılacak. Üretim hizmet ve satış sektörleri günümüzde kar elde edememe, hatta sıfır kar tehlikesiyle karşı karşıyadır. Anlayacağınız çalışa çalışa fakirleşiyoruz.
Birbirimize benzememiz…
Müşteriler birbirine benzeyen ürün ve firmalar arasında giderek daha ucuzunu talep etmeye başladı. Buda fiyatların reel olarak düşmesi ve karların azalması sonucunu getiriyor. Bence karlılığın temel kaynağı farklılaşmadan geçiyor. Farklı bir şeyler bulmamız gerekiyor. Farklılaşmak için bir şeyler yapmaz ve işlerin açılacağını bekleyerek yarının güzel günlerini ümit ederek beklersek karsızlaşma kaderimiz olmaktan çıkıp tercihimiz haline gelecektir.
Piyasadaki konumumuz…
Bir şirket için en önemli husus şirketin kendini piyasada konumlandırmasıdır.ve şirketlerimizin en önemli işi aldığı siparişi (kabul edilen fiyatta, istenilen yerde istenilen zamanda, istenilen miktarda) yerine getirmektir. Bu bize hedeflediğimiz müşterilerin ürün ve hizmetlerimizi rakiplerimizden farklı ve benzersiz görmesi ve olumlu yönde algılaması anlamına getirecektir.
Fırsatlar…
Talep dengeleri artık yerinde durmuyor. O halde bu bizlere bir fırsat yaratabilir. Rakiplerimizin havlu attığı alanlara sızabiliriz. Oralarda kendimize yer bulabiliriz. Öncelikle müşteri açısından daha fazla fayda sağlamaya çalışmalıyız. Ardından da müşterinin bizi tercih etmesi için başka sebepler yaratmalıyız.
Maliyet analizleri…
Maliyet analizi yaparak, kalitesizlik maliyetini azaltmaya ve fiyatta avantaj sağlamaya çalışmalıyız. Kaynakları israf etmemek için artık satamayacağımız malları almamalı ve üretmemeliyiz. Tecrübeleri ve alışkanlıkları bir tarafa bırakmalıyız. Mevcudun nasıl yapıldığını unutup, bundan sonra nasıl yapılabileceğini saptamalıyız. Unvanları unutun, yeni bir bakış açısı geliştirmeliyiz. Değişimin ortaya yeni fırsatlar çıkardığını unutmamalıyız.
Müşteri kral…
Rekabetin önce bölgesel, sonra ulusal, şimdi global olduğu bir dünyada hiç şüpheniz olmasın ki müşteri gerçek bir kral dır…ve işletmeden mal veya hizmet alan ve alma potansiyeli olan herkes müşteridir. İşletmelerin varlık sebebi müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamak ya da müşterilerin sorunlarını çözmektir. Müşterinin sorunu bizim sorunumuzdur. O halde sorunun çözümü de bize aittir.
Günümüzde müşteriyi ele geçiren, müşteriyi tatmin eden müşteriyi elinde tutan işletmeler rekabette başarılı olacaklardır.
Son söz olarak,
Kendimizi ve işletmemizi değişen rekabet ortamı ve müşteri profiline göre uyumlu hale getirmemiz gerekiyor. Önemli olan müşterilerimizin istek ve beklentilerinin karşılanmasıdır…
Ve gelecek müşterisine kral gibi davranan şirketlerin olacaktır…
Muhammet ŞAHİN MART 2018
https://bymuhammetsahin.blogspot.com/
OLASILIKLARA YOL AÇIN HER ŞEY MÜMKÜN.
Yazın güneşli günlerini tüm yoğunluğu ile hissetmeye başladık. Biraz olsun sizleri, sıcak yaz günlerinin rehavetinden ve iş stresinden uzaklaştırmak anlamında farklı kaynaklardan derlediğim bilgileri istifadelerinize sunuyorum…
En kötü fikre odaklanın. Risk almaktan korkmayın.
Problemleri küçük parçalara ayırın. Önce dağları değil, tepeleri aşın.
Her şeyi sorgulayın. Süreci gözden geçirin.
3 kişiye sorun. Düşüncelerinize farklı perspektiflerin yaklaşmasına izin verin.
Dâhiler gibi düşünün. Bir başkası olsa ne yapardı.
Kopya çekin. Klasiklerin klasik kalmasının mutlaka bir sebebi var.
Yazın. Düşünce akışınızı kâğıda dökerek izleyin.
Odaklanın. Bir konuda uzmanlaşın her şeyde değil.
Belki. Olasılıklara yer açın her şey mümkün.
Oyun oynayın. Beyninizin rahatça düşünmesini sağlayacak bir şeyler bulun.
Pratik yapın. Kreatif düşünmeyi alışkanlık haline getirin.
Destek çağırın. Eğer köşeye sıkıştıysanız, güvendiğiniz kimselerden destek alma vakti gelmiş demektir.
Yürüyün. Yürümek zihninizi gerçekten tazeleyebilir.
Alanınızı genişletin. Düşüncelerinizde farklı alanlarla ilişki kurun.
Dinlenin. Uzaklaşın ve daha sonra temiz bir zihinle tekrar başlayın.
Sessiz ortamlarda çalışın. Eski moda yöntemler her zaman işe yarar.
Mükemmeli aramayın. Daha fazla düşünüp daha az yargılayın.
Vakit kaybetmeyin. Başlamak için asla vakit kaybetmeyin. Hemen şimdi başlayın.
Uzaklaşın. Masanızdan kalkıp her şeye bir kez de uzaktan bakın. Doğru perspektif uzakta değil.
Hedef. Hedeflerinizi tekrar değerlendirin.
Baştan alın. Çıkmaz sokaktaysanız, her şeyi baştan alma vakti gelmiştir.
Önce kendiniz. Başkalarını kazanmak için kendinizi kaybetmeyin.
Sahip çıkın. Emeğinizi, enerjinizi. Zamanınızı ve gülümsemenizi çaldırmayın.
Cömert olun. Tuzağa koyduğunuz yem taneleri cömertlik sayılmaz.
Kararlı olun. Çünkü bir çiviyi çakmak için defalarca vurmak gerekir.
İnatçı olmayın. Güneş in sana ulaşmasını istiyorsan gölgeden çık.
Kendiniz olun. Tüm insanlar orijinal olarak doğar, birçoğu kopya olarak ölür.
Erken kalkın. Sabahleyin erken kalkarak, gecenin gündüz olmak için geçirdiği değişime şahit olmayanlar, yeryüzünde hiçbir şey görmemişlerdir.
Kendinize inanın. Yapabileceğini düşünen yapabilir. Yapamayacağını düşünen yapamaz. Bu değişmez ve tartışılmaz bir kuraldır.
Kararlı olun. En büyük zaman hırsızı kararsızlıktır.
Alçak gönüllü olun. Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.
Dikkat edin. Yaşam size verilmiş boş bir filimdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın.
Sağlığınıza dikkat edin. Çünkü, sağlıklı olan umutlu olur ve umudu olanında her şeyi vardır.
Hatalarda ısrarcı olmayın. Denize girdiğimiz için boğulmayız. Denizden çıkamadığımız için boğuluruz.
Adil olun. Ayaklarınız her zaman yere bassın. Hiçbir zaman havalarda dolaşmayın. Kendinizi kimseden üstün görmeyin.
Ve son olarak.
Geçmişe bakarak noktaları birleştiremezsiniz, yalnızca ileriye bakarak büyük resmi görebilirsiniz..
Muhammet ŞAHİN NİSAN 2018
https://bymuhammetsahin.blogspot.com/
KALİTEDEN NE ANLAMAYIZ…
http://voltgazetesi.com/haber-detay/kaliteden-ne-anlamayiz/107
Kalite deyince aklımıza ne gelir? Kalite birçok anlamı içinde barındıran aynı zamanda birçok şey ifade eden değerler bütünüdür diyebiliriz.
Kalite hepimizin bildiği anlamı ile en iyi dir. Daha geniş anlamı ise amaca uygunluk derecesi diyebiliriz. Yani insan yetenekleri ile müşteri beklentilerinin buluşma noktasıdır.
Burada ifade edeceğimiz konu kalitenin sektörümüze, şirketimize ve bize neler katacağı olacaktır.
Kaliteden söz etmek her kuruluşa insanlara çekici gelmektedir. Hiçbirimiz kalite ye karşı değilizdir. Kalite günlük faaliyetlerimizin bir parçası bizlerin ve çalışanlarımızın sorumluluğu içindedir.
Bu bilgiler ışığında şirketlerimizde kalite bilincini artırmak bizlere neler katacaktır.
Maliyetlerimizi azaltacak, verimliliğimizi yükseltecektir.
Tedbir alıp stratejik düşünmemizi ve sorunların krize dönüşmemesini sağlayacaktır.
Kalite esnekliktir. Bir programa uymak tam zamanında üretim yapmak veya işi bitirmektir.
Kalite insana yatırım, sürekli gelişme ve geleceğimizdir.
Bir yaşam felsefesidir, bir yönetim tarzıdır kalite.
Rekabet gücünün yükseltilmesi ve israfın önlenmesidir.
Her şeyden önemlisi müşterililerimizin beklentileri ile buldukları arasındaki uçurumu kapatmaktır.
Bir ürünü pazarlarken veya hizmetlerimizi anlatırken kimse ayranım ekşi dir demez. Ürünlerimizin en kaliteli olduğu piyasadaki muadillerinden daha iyi olduğunu üstüne basa basa anlatılır.ve bunları söylerken karşı tarafı ikna edecek yegâne kelime kalitedir. Âmâ kalite müşteri tatmini olduğu için her zaman son sözü müşteri söyleyecektir.
Kalite bilgilerimizi artırıp birlikte çalışmayı öğretecektir bize.
Bu sayede etkileşimimiz artacak, moralimiz yükselecek ve özgüvenimiz yerine gelecektir.
Sistematik düşünüp, etkin planlayıp problemlerimizi daha iyi çözmemizi sağlayacaktır.
Gizli kalmış yeteneklerimizi ortaya çıkarıp yeni beceriler kazanmamızı araç ve gereçlerin etkin kullanımını sağlayacaktır.
Daha iyi eğitilmiş işgücü, daha etkili ekip çalışması, şirketimizde güven ortamı oluşması, işe katılım ve motivasyon ve en önemlisi iş güvenliğimizde artma olacaktır.
Kalite diğer firmalara karşı size üstünlük sağlar. Rekabeti geliştirir ve kötü malı piyasadan siler. Sağlam temeller üzerinde uzun yıllar ayakta kalmanızı sağlar…
Yazımızın başında kalite bir değerler bütünüdür demiştik. Hiç şüpheniz olmasınki kalite insanla başlar. İnsanla gelişir ve mükemmele insanla ulaşır.
Kalite bilincini başta kendi yaşamımızdan başlayarak, ailemizde şirketlerimizde ve toplumun tüm katmanlarında aşılamak zorundayız.
Son olarak…
kalite yarışında asla bitiş çizgisi yoktur…
Muhammet ŞAHİN MAYIS 2018
https://bymuhammetsahin.blogspot.com/
EĞER BÜYÜMEZSSENİZ ÖLÜRSÜNÜZ.
Yapmakta olduğumuz şeyleri yapmaya devam edersek sadece sahip olduğumuz şeyleri elde etmeye devam ederiz. Artık yeni yollar bulmaya ihtiyacımız var. Sahip olduğumuz akıl dosyalarına yenilerini eklemek yeni dosyalar, yeni düşünme sistemleri, yeni davranış şekilleri ve elbette yeni sonuçlar demektir. Öğrenmeye ve büyümeye devam etmek işte bu nedenle şarttır.
Hepimiz dünyada hiçbir şeyin durağan olmadığı konusunda hem fikirizdir. Yaşayan her şey sürekli değişim halindedir. Herhangi bir bitkiye bakın; bitki artık büyümüyorsa, mutlaka ölüyordur. Bu ilke, diğer bütün canlılar için olduğu kadar insanlar içinde geçerlidir. Eğer büyümezsek ölürüz.
Başlıkta yazdığımız büyüme kelimesini öğrenme olarakta okuyabilirsiniz. Eğer sürekli olarak öğrenemiyorsanız geride kalırsınız ve geride kalırsanız da ölürsünüz. Cehaleti aklınızdan geçirdiğinizde hiçbir öğrenimin pahalı olmadığını anlarsınız. Öğrenimin pahalı olduğunu düşünüyorsanız birde cehaleti deneyin. Başarılı insanlara güç ve hareket etme yeteneği sağlayan yegâne güç bilgidir ve bilgi güçtür sözünü çok iyi öğrenmişlerdir.
Şirketlerimizdeki en büyük sorunlarımızdan bir tanesi bilgi eksikliğimizdir. Yeterli derecede bilgimiz ve tecrübemiz olmadığı için yerimizde sayarız, büyüyemeyiz ve sürekli aynı şeyleri yaparız. Bana sorarsanız aptallığın bir tarifi de sürekli aynı hareketi yaparak değişik sonuçlar beklemektir.
Büyümemizin önündeki en büyük diğer engelde korkularımızdır. Aklımız tarihteki en büyük pembe dizi senaristlerinden biridir. Aklımız genellikle hiçbir zaman gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek felaketler ve dramlarla dolu hikayeler yazar ve sonuç olarak hayatımızda çoğu zaman hiç gerçekleşmemiş binlerce sorunumuz olur. Bizi bu kaygılardan kurtaracak önemli güç bilgidir.
Bilgi deyince aklınıza hemen okuduğunuz okullar gelmesin. Aslında bilgi kişilik ve akıl olarak kim olduğunuzla bağlantılıdır. Yani kendinizi geliştirmektir. Asıl mesele kendinizi başarılı bir insan haline getirmektir. Çünkü şirketlerimiz, ailemiz, yöneticisi olduğumuz her şey sadece bizim iç dünyamızın yansımasıdır.biz köküz, vardığımız sonuçta meyvalarımız.
Büyümemizin önündeki engellerden bilgi eksikliğimizi ve korkularımızı sıraladık. Son olarak söyleyeceğimiz en önemli şey enerjimiz. Yani hayata bakış açımız inançlarımız veya yaşama sevincimiz. İnsanlardaki enerji bulaşıcıdır. Olumluysa olumlu, olumsuzsa olumsuz bulaşır. İnsanları ya etkilersiniz ya da onlara hastalık bulaştırışınız. Bu nun terside geçerlidir. İnsanlar ya sizi etkiler ya da size hastalık bulaştırırlar. Şimdi soralım; ağır kızamık geçirdiğini bildiğimiz birisine sarılır mıyız, insanların çoğu asla sarılmak istemem cevabını verir. Bence olumsuz düşünmek aklın kızamık olması demektir. Kızarmak yerine morarırız, kaşınmak yerine tepeleniriz, döküntü yerine çöküntüye uğrarız.
Kendi yaydığımız olumsuz enerji diğer insanların enerjisinide emip alır. Hayat aynadır, aynada ne görüyorsanız o sizsinizdir.ve şirketlerimiz, yöneticisi olduğumuz her yer bizim aynamızdır.
Sonuç olarak;
Büyümeyi teknik detaylardan uzak tamamen kişiliğimize odaklı ele almaya çalıştık.
Büyümemizin önündeki en büyük engeller, bilgi eksikliğimiz, korkularımız ve hayata bakış açımız yani hayat enerjimiz. Bir bitki için, toprak, güneş ve su nasıl olmazsa bizim için de bunlar olmaz şeyler.biz kendimizi sağlam akıllı ve başarılı bir insan haline getirirsek başarılı oluruz.
Ve nereye gidersek gidelim, kendimizde beraberimizde götürürüz…
Muhammet ŞAHİN HAZİRAN 2018
https://bymuhammetsahin.blogspot.com/
AHLAK; vicdanlı olmak...
Ahlak deyince ne anlarız, nedir ahlak? Türk Dil Kurumu sayfasına baktığımızda ahlakın tanımı, “Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları” diye okuruz.
Günün anlam ve önemine binaen ahlak sözcüğünü açmaya çalışalım. Hepimizin malumu olduğu üzere televizyonları açtığımızda gördüklerimiz karşında dehşete düşeriz. Örneklendirecek olursak;
Ağrıda kaçırılan Leyla açlıktan ölmüş. Leylanın ölümüyle alakalı 3 savcı görevlendirildi.
Diyarbakır’da kayıp 14 yaşındaki Yusuf Yılmaz, Siirt’te ise 15 yaşındaki Salih Oral aranıyor.
22 Haziran’da kaybolan Eylül’ün cesedi Yüzük başı Mahallesi yakınlarında bir elektrik direğinin dibinde gömülü olarak bulundu.
Bu ve buna benzer bir sürü haberle her gün dehşeti tekrar tekrar yaşarız. Büyüklerimizden duyarız biz ne ara böyle olduk. Evet can alıcı soru bu. Türk toplumu olarak biz hangi ara bu hale geldik?
Birkaç münferit olay tabi ki toplumumuzun çoğunluğunu yansıtmayacaktır. Ahlaki kurallarımızın çok katı olduğu toplumumuzda birkaç münferit olayın çıkması bile son derece üzücüdür. Toplumumuzu ve özellikle çocuklarımızı derinden yaralamaktadır. Çocuklarımızın bu tip haberlere çok sık maruz kalması geleceğimiz açısından endişe vericidir. Önleyici tedbirlerin artırılması ülkemizin geleceği için şarttır ve elzemdir.
Ahlakın tanımına tekrar dönecek olursak, bizlerin uymak zorunda olduğumuz ahlak nedir ve davranış biçimleri ne olmalıdır? Bana sorarsanız ahlakın temel noktası ve birinci olmaz koşulu vicdanlı olmaktır. Temiz bir vicdan kadar yumuşak bir yastık yoktur. Vicdan kendi kendimizi yargılayıp gereğinde ceza veren bir hüküm merkezidir. Vicdanımız hassas bir terazidir. İyiyi kötüyü burada tartarız. İşin bizi ilgilendiren kısmına gelelim; ticari ahlakımız. Şimdi yukarıdaki soruyu tekrar soralım, “Biz ne ara bu hale geldik?” Gelin ticari hayatımızdan örneklerle ahlakın geldiği noktayı birlikte ele alalım.
Pazarda hayatta ilk defa karşılaştığınız bir esnafa “Bu kaça?” dediğinizde, “Sana 5 tl ye olur” diyor. Nasıl yani, niye bana, başkasına değil mi?
Başka bir klasik; “Fiş veririm tabi de yazar kasa arızalı, bir ara uğrar alırsınız.”
Bu bana biraz küçük geldi dersiniz, aldığınız cevap aynen şudur: “Giydikçe açılır.”
Biraz büyük geldi dersiniz, “Yok yok giydikçe çeker toparlar kendini. Bu mal artık üretilmiyor başka bir yerde bulamazsınız.”
“Her rengin altına giden bir ürün seçtiniz, yani alın demiyorum ama bu size çok yakıştı. Az önce son parçayı sattım. Bir sorun çıkarsa getir ben hep buradayım ablacığım.”
“Bunun bir kolu kısa”; dersiniz. “Bunun modeli bu abiciğim.” Der.
Kapatıyoruz, zararına satışlar yalanları. Patron yok tatilde haftaya gel palavraları. Çekim kalmamış geldiğinde keseriz. Sözüm senet benim. Vadeyi uzatmak için türlü türlü yalanlar. Yarın hallederiz deyip hiç gelmeyen yarınlar. Telefonumu evde unuttum yalanları. Sürüm sürüm süründürmeler. Daha neler neler. Yalan ticari hayatımızı sarıp sarmalamış. Ticaretimizi çürümenin eşiğine getirmiş. Vicdanlarımızı yerle bir etmiş. Ahlaki değerlerimiz unutulmuş ve yok sayılmış. Vicdani değerlerin eksikliği toplumun tüm katmanlarında yozlaşmaya ve hayatın her aşamasında kırılmalara yol açmaktadır. Ve bu kırılmalar çocuklarımızın aydınlık geleceğini karartmakta, yarınlara olan ümidimizi yok etmektedir.
Hiç mi görmedik acıdığı sokak hayvanlarını besleyenleri.
Balkonun bir köşesinde her sabah bulgur serpen teyzeyi.
Hiç mi görmedik yoksul bir yetimi giydireni.
Toplum yararına çalışanları.
Hiç mi görmedik hakkından fazlasını iade edenleri. Alnının teriyle işinin hakkını verenleri.
Hiç mi görmedik Allah aşkına, bulduğu para dolu cüzdanın sahibini arayanları.
İşçisinin hakkını tam verenleri, borcunu baş tacı yapıp vadesinde ödeyenleri. Nasıl yozlaşmışız, manevi değerlerimiz nasılda erozyona uğramış farkında değiliz. Biz artık eski biz değiliz. Yeni nesle nasıl bir manevi değerler yapısını bırakacağız. Vicdanı olmayan bir gençlik kuşağından ne bekleyeceğiz. Biraz kendimizi ıslah etmeliyiz.
Yalanla bozulan insanımız vicdan muhakemesini de yitirdi. Bu ülkede esnaf şimdi camına kartopu geldi diye bıçakla adam öldürüyor. Gencecik çocukları tekme tokat dövüyor.
Başkasının yerine utandınız mı der hiç şair ve devam eder. Utanmışsınızdır, insan olan utanır çünkü.
Ve son olarak.
Ahlaklı ve dürüst olmak hesaplı olmaktan iyidir. Hesap insanı makam sahibi yapar da ahlak daha önemli işe yarar; insanı insan yapar.
Muhammet ŞAHİN TEMMUZ 2018
https://bymuhammetsahin.blogspot.com/
YAVAŞLA..
Hayat hızla elimizden geri dönmemek üzere kayıp gidiyor. Âdeta yaşamımız kum saatiyle yarışır halde. Günümüz dünyasında hızlı yaşamak zorundayız. Yaşadığımız kentler tüketime dayanan kendi kendisine yetmeyen yaşam alanlarına dönüştü. Kalabalıklaşan şehirlerde içinde sıkışan bizler Hep bir telaş içinde yaşıyoruz. Koşturmacanın içinde boğulmuş durumdayız. Aynı anda o kadar çok şey yapıyoruz ki. Artık her yerde ve hiç bir yerdeyiz. Hız bizi uyuşturuyor. Aslında bütün varlığımızla hiçbir yerde değiliz. Parça parça orada ve buradayız. Hızlandıkça zaman kazanmıyor, sadece parçalanıyoruz. Kendimizi bulmak için hayatın kendi ritmine geri dönmesine ihtiyacımız var. Çok önemli anları kaçırıyoruz ve ihmal ediyoruz. Çocuklarımızda büyümese yılların nasıl geçtiğini anlamayacağız.
Eşimize, çocuğumuza arkadaşlarımıza en önemlisi kendimize yeterince vakit ayırmıyoruz. Hep bir şeylerin arkasına sığınıyoruz. Hep yapacak çok işimiz olduğundan yakınıyoruz. Çok yoğunum sen hallet lafını eşimize ve çocuklarımıza kaç defa söylemişizdir. Hayatın akışı içinde kimleri ihmal ettiğimizi neleri kaçırdığımızı umursamayız bile. Nasılsınız dediklerinde cevabımız nasıl olalım koşturuyoruz işte oluyor. Dur bir nefes al nereye koşturuyorsun. Şairin dediği gibi. Ah kimlerin vakti yok,/durup ince şeyleri anlamaya.
İşte altın kurallarımız:
1) Daha az iş yapın: Bir milyon şeyi bir arada yapmaya çalışırsanız elbette yavaşlamak mümkün olmaz. “Benim için en önemli olan ne?” sorusunun yanıtını bulun ve onu yapın. Geri kalanı bırakın.
2)Anı yaşayın: Yavaşlamak yetmez. Yaşadığınız ana, o an neyle uğraşıyorsanız, ona odaklanın.
3) Bağlantınızı koparın: Her zaman ulaşılabilir olamazsınız. Cep telefonunuzu belli sürelerde, belli yerlerde kapalı tutun. Daha iyisi hiç yanınıza almayın.
4)Sevdiklerinize odaklanın: Ailemizle, arkadaşlarımızla zaman geçiriyoruz ama gerçekten onlarla birlikte olmuyoruz. Sürekli cep telefonlarımızla uğraşıyor; karşımızdakinden çok kendi düşüncelerimize odaklanıyoruz. Bunu düzeltmek için çaba gösterin. Dostluğu cep telefonlarında arayanlar söyleyin. Sıcacık bir dost gülüşünden nedir daha önemli olan.
5)Doğayı takdir edin: Dışarı çıkmaya, doğayla iç içe olacağımız yerlere gitmeye zaman ayırın. Çevrenizi izleyin, dinleyin, temiz havayı içinize çekin, suyun ve yeşilin verdiği huzuru hissedin. Hatta açık hava etkinliklerine katılın. Bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfine varın. Dalgaların sahille buluşmasını izleyin. Islak toprak kokusunu içinize çekin. Yüksek bir yerde güneşin doğuşunu izleyin. Ekran resimlerinden değil doğanın içinde yaşayın. Ve her şeyden önemlisi şükredin.
6)Daha yavaş yiyin: Lokmalarınızı çiğnemeden yutup, bir an evvel sofradan kalkmaktan vazgeçin. Yavaş yemeyi öğrenin. Tatların, kokuların, sunumun hakkını verin.
7)Daha yavaş otomobil kullanın: Hız tutkunu dünyanın alışkanlıklarını bırakın. Biliyorsunuz pek çok trafik kazasının, stresin ve akaryakıt israfının sorumlusu hız. Üstelik yavaşlamadan yolunuzun üzerindekileri gerçekten göremezsiniz.
8)Her şeyde memnun olacak bir şey bulun: Anı yaşama ilkesinin bir adım ilerisi. Ne yaparsanız yapın, tamamen ona, o ana odaklanın ve söz konusu ne olursa olsun sevebileceğiniz özellikler bulmaya çalışın.
9)Tek iş: Belli bir anda tek bir şeye odaklanın. Diğer işlerin baskısını üzerinizde hissederseniz, ara verin, nefes alın ve esneyin.
10) Nefes alın: Kendinizi soluk soluğa kalmış ve stres altında hissediyorsanız, derin nefes alın. Temiz havanın tüm vücudunuzu dolaştığını ve stresi toplayıp dışarı attığını hayal edin. Göreceksiniz, hemen yavaşlayacaksınız.
Her şey çok hızlı gerçekleştiğinde kimse hiçbir şeyden emin olamaz. Kendisinden bile…
Aynaya bakın göreceksiniz, ömür dediğimiz şey çok acımasızca geçiyor. Yaşamalıyız tabii ki.
Ama sakin ve yavaş…
Muhammet ŞAHİN AĞUSTOS 2018
https://bymuhammetsahin.blogspot.com/
KRİZ YÖNETİMİ...
http://voltgazetesi.com/haber-detay/kriz-yonetimi/242
Evet maalesef teğet geçmesi pekte muhtemel olmayan, bir krizin arafesindeyiz.ve kısa vadede’ de atlatılacak bir kriz gibi gözüktüğünü de söyleyemeyiz. Karamsar olmak istemem ama bu krizi deprem gibi düşünmeyin aniden olan bir durum değil bu. Yıllarca çürüyen bir duvarın direncini kaybetmesi gibi yavaş yavaş kapımızı çalan içimize kadar giren ve toplumun tüm katmanlarını etkisi altına alan bir durumdan bahsediyoruz.
Ekonomik kriz ticaretin doğal akışının bozulması, tıkanması ve normal seyrinde akmamasıdır. Açıkçası tam bir belirsizliğin ortasındayız. Ve bu belirsizlik ortamı krizin en belirgin özelliği olarak duruyor önümüzde. Fırtına başlamış mıdır, açıkçası bilmiyorum. Türk lirasının değer kaybı, kurların olağan dışı yükselmesi genel tüketim mallarına, hammaddelere yediden yetmiş yediye gelen zamlar fırtınamıdır? Bilmiyorum, aklımdaki fırtınayı buraya yazmayacağım orasını siz düşünün.
Krizle baş etmenin yollarını açıkçası bilebilseydim sizinle paylaşmaktan mutluluk duyardım, âmâ bireysel anlamda neler yapılabilir diye sorarsanız, şu an için kasırganın ortasındaki gemilerimize sahip çıkma zamanı diyebilirim. Şirketler hakkında yapılan yalan yanlış dedikodulardan uzak durup, piyasalardaki asparagas haberlere kulak asmadan, Her zamankinden daha çok çalışıp bu krizi aşabiliriz. Firmaları dedikodu batırır mı, hiç şüpheniz olmasınki batırır aman dikkat.
Piyasaların böyle durgun hale geldiği zor zamanlarda şarlatanlar ve kriz bezirganları mutlaka türeyecektir. Bunlar piyasanın leş yiyicileridir. Bu işe yaramaz tipler bir firmanın kuruluş aşamasından bugüne kadar neler yaşadığı ne gayretle bu günlere geldiğine aldırış bile etmeden gereksiz dedikodular üretip, piyasayı tedirgin etmekte, gerçeklerden uzak senaryolar üretmektedir. Ve bilelim ki başkasından bize laf getiren bizden de başkasına laf götürüyordur. Tekrar söylüyorum aman dikkat bunlara hiçbir şekilde itibar etmeden sektörümüzdeki birlik ve berberliği her zamankinden daha çok koruyarak ve birbirimize koşulsuz destek olarak bu girdaptan çıkabiliriz.
Çocuklarımızın emaneti olan gözümüz gibi baktığımız firmalarımızın günümüz koşullarında aciz düşmemesi için hiç geciktirmeden gerekli küçük te tüm tedbirleri almalıyız. Bu tedbirler geleceğe güvenle bakmamızı sağlamlaştıracak ve önümüzdeki engelleri bir bir aşmamıza yardımcı olacaktır.
Çünkü işe yarayan her şey önemlidir…
Ufak bir araştırma sonucunda global şirketler krizde ne gibi tedbirler almış, nasıl bir kriz yönetimi uygulamış diye baktığımda hayret verici sonuçlarla karşılaştım.
Bu sonuçlar neymiş buyurun birlikte bakalım…
Personel çıkarma tahmin edeceğiniz gibi en başta.
Bazı firmalar klima derecesini 2 derece düşürdü…
Bazıları hamile ve hastalar haricinde asansör kullanımını durdurdu…
Bazıları kutlama ve eğlence giderlerini kıstı…
Araç kullanımları sınırlandırıldı ve çaydan tasarruf edildi…
Bazıları kırtasiye harcamalarını minimuma indirdi…
Ambalaj ve poşetler küçültüldü, tahta askılar plastik veya mikaya çevrildi…
Katalog boyutları küçültüldü, araç kullanımında cetveller yapıldı ve aynı yöne giden araçlar birleştirilerek tasarrufa gidildi.
Bu yıl için Sıfır kar benimsenerek böylece stres azaltıldı.
Haberleşme harcamalarına sınır getirildi…
Vesaire vesaire liste uzayıp gidiyor. Bu tedbirler tabiki bizlere uymaz ama, bizlerde üzerimize düşen tüm tedbirleri almak zorundayız diye düşünüyorum…
Ve son olarak,
Işığı önümüze alıp korkmadan yürüyelim, gölgemiz ister arkadan gelsin ister gelmesin…
Muhammet ŞAHİN EYLÜL 2018
https://bymuhammetsahin.blogspot.com/
BAĞIMLILIK…
http://voltgazetesi.com/haber-detay/bagimlilik/268
Sizce bağımlılık nedir? Bağımlılığı Bir başka iradenin tahakkümü altına girme durumu olarak tanımlayabiliriz. Peki ne anlarız bağımlılıktan. Eminim ki herkes (sigara. Alkol. Esrar, kumar ilaçlar vb.) diyecektir. Bu maddelerin çoğunu dünya devletleri zaten yasaklamakta veya kontrol etmektedir. Bu bağımlılıklardan kurtulmak için tüm dünyada ulusal strateji belgeleri yayınlanmakta, uluslararası eylem planları oluşturulmaktadır. Bunun yanında tüm dünyada vakıflar dernekler, bunlarla topyekûn mücadele vermektedir. Tüm tedbirlere rağmen bu saydığımız maddelerin önlenemez yükselişi devam etmektedir. Tüm dünya uluslarının bu maddelere karşı verdiği savaş kazanılmış mıdır? maalesef koca dünya bu bağımlıklarla mücadelede, sınıfta kalmış ve savaşı kaybetmiştir.
Yazımızın esas konusuna gelelim. Bizlerin daha farkına bile varamadığı teknoloji bağımlılığının, gelin nelere yol açtığını birlikte tahlil edelim. Ve bize neler ettiğini birlikte görelim.
Dünyanın yeni sömürücüleri hiç şüpheniz olmasın ki sosyal medya patronlarıdır. Ve bunlar dostane çılgın tanrı rolü oynayarak, hepimizin evlerini işgal etmiş durumdalar. Çünkü çocuklarımıza bağımlılık yapan ürün satıyorlar. Sigara satan firmaların hedefi ciğerlerimizdi. Ama dijital uygulamalar mağazası ruhumuzu istiyor.
Telefonumuzu gün içinde 150 kez kontrol ediyoruz. Şöyle bir düşünürsek uyandığımız andan itibaren sanki bu ortama terkedilmiş durumdaymışız gibi, birkaç teknoloji şirketinin düzenlediği düşünceler, zihnimize üşüşmeye başlıyor. Her 15 dakikada bir veya daha kısa sürede, telefonumuzu kontrol ediyoruz. Bunların yarısında aslında telefonlarımıza hiçbir mesaj veya uyarı gelmemiş oluyor. Öyle görünüyor ’ki telefonumuz yanımızda olmadığında ya da şarjımız bitmek üzere olduğunda strese gireriz. Muhtemelen bu hissi hepimiz biliriz. Dikkat edin önemli ve ciddi bir bağımlılıkla karşı karşıyayız.
Zamanımızın nesil ayrımı son derece garip ve sağlıksız. İnsanlar bir restoranda bir masa etrafında oturuyorlar ve birbirleri ile konuşmuyorlar. Çünkü mesaj atıyorlar. Facebook’ta, instagrama’da, twitter’da hesaplarını kontrol ediyorlar. Masada oturuyorlar ve birbirlerini sallamıyorlar bile. Evdeyken ebeveynler birbirleri ile konuşmuyorlar. Herkes gibi olmak için üzerimize kurulan baskı maalesef çok büyük. Artık yeterince ortak noktamızın olmadığı bir kültür söz konusu. Çünkü dünyayı birleştirmesi gereken internet, bizi birbirimizden koparma noktasına getiriyor. Hayatımızda hiç görmediğimiz insanları etiketliyor ve paylaşımlarını beğeniyoruz. Herkes gibi olmaya ve başkalarına benzemeye çalışıyoruz. Farkında değiliz ama aklımız uyuşmuş durumda. Eğer bu duygularımızı beslemeye devam edersek, gün gelecek bu duygular canavara dönüşecek ve bizi mahvedecek. En kötüsü toplumumuzun işleyişini bozacak, karşılıklı konuşma ve yardımlaşma yok olacaktır. Çünkü burası yanlış bilgilendirme ve yalanların olduğu bir dünya. İnsanlar arasındaki sosyal mesafeyi ve sosyal teması yok eden bir girdap. Görünür olma ve başkalarının hayatını takip etme isteğimiz, toplumumuzda hastalık haline gelmiş durumda. Bu ortamda Bazı kişiler kendi hayatının ne kadar güzel ve düzgün olduğunu gösterme çabasına girerek, mutlu oluyor. Bazılarıda gerçek dostlara ve ilişkilere sahip olmanın zor olduğu günümüzde, insanlara yalnız olmadığı yanılgısı da yaşatıyor. Kullandıkça daha fazla içine çekildiğimiz bir bataklıkla karşı karşıyayız maalesef.
İyi tarafları yok mu tabiki var. Her şey gibi kontrol altında tuttuğumuz sürece, yararlı taraflarını görürüz elbet. Eğer sanal âlemde yaşamaya devem edersek, inanın yaşam hikâyemiz eksik kalacak.
Hadi çıkın ritüelden. Kendi hikâyenizi yazın. Bırakın kim ne yaparsa yapsın. Bırakın cep telefonlarınızı, televizyonlarınızı kapatın. Bir dostunuzu arayın, eşinize bir kahve ısmarlayın. Çocuğunuza bir hikâye anlatın. Bağrınızı açıp yürüyün yağmurda, sırılsıklam olun. Vurun dağlara kendinizi, Sıkın yumruklarınızı, öfkelenin, ağlayın, kahkaha atın, duygularınızı doya doya yaşayın. Sıkı sıkı hayata tutunun, asla vazgeçmeyin hikayenizden.
Ve Son olarak…
Hayat yolculuğunun amacı mezara alımlı, iyi muhafaza edilmiş bir bedenin içinde değil, tekrar tekrar patinaj yapıp tozu dumana kattıktan sonra tamamen tükenmiş, sonuna kadar harcanmış bir halde bağıra bağıra, vay canına ne hayattı be! Diyerek varmak olmalıdır.
Muhammet ŞAHİN EKİM 2018
https://bymuhammetsahin.blogspot.com/
YENİ YIL, YENİ UMUTLAR…
2019 un ilk günlerinden herkese merhabalar. Hayatımızın koca bir yılı nı daha geride bıraktık. Yaşama dair, yaşımıza dair ne varsa geride kaldı. Hepsi birer anı olarak belleklerimizde yaşayacak. Süregelen hayatımızda artık bizi yeni başlangıçlar ve yeni hedefler bekliyor.
Kaygılarımızı ve pişmanlıklarımızı bir kenara bırakıp yeni yollar açmak durumundayız. Hepimiz şirketlerimizde yıl sonu sayımı yaparız. Depomuzda ne olduğunu bilmemiz çok önemlidir. Tüm sağlam ürünleri sayıp temizleyip yeniden raflara dizeriz. Kalan çürük, kırık, yıpranmış ne varsa atar, yeni yıla temizlenmiş ve tazelenmiş olarak başlarız.
Peki biz yeni yıla hazır mıyız? Depomuzu nasıl itinayla temizleyip çürüklerden arındırıyorsak, hayatımızda geçmişe ait ne kadar olumsuzluk varsa aynı oranda arındırmamız gerekiyor. Yeni başlangıçlar için değişmez kural eskiden vazgeçmektir. Çünkü geçmişin yükleri ve geleceğin kaygıları düşüncelerimizi bulanık bir suya çevirir.
Bir hayatın içinde acı, başarısızlık, hayal kırıklığı ve üzüntü yoksa o hayatın bir hikayesi yoktur. Olumsuz gibi gözüken ve genellikle yaşamaktan kaçınılan duygular gerçekte insanı geliştirir. Dolayısıyla geçmişte yaşadığımız tüm olumsuzluklar koca bir tecrübe olarak önümüzde duruyor. Zamanımızı ve enerjimizi başarısızlıklarımızı düşünmeye harcayamayız.
Özetle, yeni yılda artık tecrübeleri önümüze koyup bireysel anlamda kendimize ve işimize ne katarız ‘ın muhasebesini yapmalıyız. Bizim işimiz bugünü yarına taşımak, bugünün altında yok olmak değil. Çünkü bizi yarınlarda bekleyenler var.
2018 yılında ülkemize yapılan ekonomik saldırılar ve dünyada ağırlaşan ekonomik koşullar maalesef en fazla bizim sektörümüzü etkiledi. Döviz krizinin tetiklediği şok faiz artışları gerek ticari kredide gerekse tüketici kredisinde çöküşlere sebep oldu. Bunun sonucunda en çok etkilenen sektör maalesef inşaat sektörü oldu. Elektrik sektörünün hali hazırda dinamosu olan inşaat sektörüne önemli ölçüde bağımlı olması, sektörümüzün kırılgan bir yapıya dönüşmesine sebep oldu.
2018 de yaşanan bu gelişmeler,2019 da devem etmeyecektir diye düşünüyorum. Yaşadıklarımızdan ders alıp, Artık içinde bulunduğumuz durumu anlamak, ayakta kalma stratejilerimizi geliştirmek ve her şeyden önemlisi her zamankinden daha çok çalışmamız gerecektir.
Zira işletmelerimizin ayakta kalabilmesi için öncelikle sağlam bir vücuda sahip olmamız gerekiyor. Sonrasında içinde bulunduğumuz durumun çıkış nedenlerini ve boyutlarını bilirsek o zaman karşımızdaki gücün nasıl bir şey olduğunu çok daha iyi anlar o na göre önlem alırız.
Bu nedenle Alıştığımız şirket yönetim anlayışlarıyla artık ne hayatta kalmamız ne de başarılı büyüme ve karlılık fırsatları yakalamamız mümkün gözükmüyor. Kafalarımızı ve yönetim tarzlarımızı radikal bir şekilde değiştirmemiz şart.
Dinamik bir ülkeyiz her şeye rağmen. Dünyanın en iyi ülkesiyiz hiç şüpheniz olmasın. Devletimizin ekonomik anlamda yaptığı reformlara ilaveten, bizimde üzerimize düşeni yapmamız gerekir diye düşünüyorum. Velhasıl, Ensenizi karartmayın. Evet sıkıntılarımız var, âmâ bu sıkıntıları aşmak için ülke olarak inanılmaz bir potansiyele sahibiz. Felaket tellallarına kulak asmayın. Hiç hız kesmeden, aşkımızı sevdamızı heyecanımızı yitirmeden, karşımıza çıkan sorunları da kararlılıkla istişareyle, dayanışmayla çözerek yolumuza devam edeceğiz…
Volt gazetesinin 1. Yaş gününü kutlar, sektörümüze katkılarından dolayı tebrik ederim…
2019 yılı ‘nın ülkemiz, ailemiz ve hepimiz için mutlu ve başarılarla dolu bir yıl olması dileğiyle…
Muhammet ŞAHİN KASIM 2018
https://bymuhammetsahin.blogspot.com/
| 