KÖŞE YAZILARI 4
ZAMAN ZAMAN ÇATLARIZ İÇİMİZE IŞIK GİRSİN DİYE
2020 yılının tüm dünyada yaşanan politik, sosyal ve doğal felaketlerle tarihe kara bir yıl olarak geçeceği kesin. Ülke olarak bu karanlık dönemden fazlasıyla nasibimizi aldık. Gezegenimizin yorulduğu, buzulların muazzam büyük bir hızla ısındığı, milyonlarca yıldır bu gezegende sağ kalan hayvan türlerinin yok olmanın eşiğinde olduğu, sağlıkta yaşanan bozulma, korkunç boyutlardaki gıda israfı, temiz su bulmanın giderek zorlaştığı, petrol ve doğal gaz şirketlerinin görmemizi istemediği asitleşmiş okyanuslar ve sonuç olarak vardığımız nokta, korkunç boyutlardaki küresel iklim değişikliği.
Kadim dünya medeniyetimiz, oldukça az sayıdaki bir gurup insanın muazzam paralar kazanma şansını sürdürmesi ve zengin ülkelerdeki zengin insanlar lüks içinde yaşamaya devam edebilsin diye kurban edilmekte. Sistemin tüm insanlığı köleleştirdiği bir devrin içindeyiz. Artık Virüsle birlikte sistemin acımasız çarkları bir bir kırılmaya başlamıştır. Dünyanın yarısının aç kalmaya devam ettiği, gezegenimizin içinde bulunduğu vahşi döngü kırılmıştır. Tabiri caizse “mutlak güç sahibi” masaya yumruğunu vurmuştur.
Konuyu özetlersek,
“Küresel virüs krizi, yalnızca bir kriz değil de daha iyi bir gelecek inşa etmek için elimizdeki, ya en iyi fırsatsa”.
“Dünya üzerindeki kanun koyucuların, artık düşünme vaktidir”.
Arkanıza yaslanın, derin bir nefes alın ve 80’ine merdiven dayamış koca çınara kula verin…
Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok, “fast life”, “fast food”, “fast music”, “fast love” …
Dikte ettirilen “yükselen değerler”, “in” ler, “out” lar…
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, size sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde
uyumanın keyfini?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?
Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?
Müşfik Kenter (1932-2012)
yavaş yavaş ölürler, seyahat etmeyenler.
yavaş yavaş ölürler, okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
yavaş yavaş ölürler, alışkanlıklarına esir olanlar,
her gün aynı yolları yürüyenler,
ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler, bir yabancı ile konuşmayanlar.
yavaş yavaş ölürler, heyecanlardan kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.
yavaş yavaş ölürler, aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar, yavaş yavaş ölürler…
Martha Medeiros
Son söz…
Kalbinizde yeşil bir ağaç bulundurun. Belki şarkı söyleyen bir kuş gelir konar.
Lao Tzu
Kalbinizi ısıtacak Bir şarkı önerisi: Orson Welles -I Know What It is To Be Young-1984
link: https://www.youtube.com/watch?v=6-3f2I4H2t8
Muhammet ŞAHİN
https://bymuhammetsahin.blogspot.com/
AĞAÇLAR & ŞİRKETLER
Alman ormancı ve yazar Peter Wohlleben in, “Ağaçların Gizli Yaşamı” kitabında, ağaçların birbirleri ile nasıl iletişim kurduklarını, yardımlaştıklarını ve tehlikelere karşı birbirlerini nasıl uyardıklarını okuduğumda, açıkçası alt üst olmuştum. Kitaptan bazı bölümleri konu başlığına ışık tutsun diye sizinle paylaşmak isterim.
Ağaçlar acıyı hissederler, hafızaları vardır ve ebeveyn ağaçlar çocukları ile yaşarlar. Ağaçlar kökleri arasında mantarlar aracılığı ile kurulan doğal bir ağa sahiptir. İnternete benzer bir sistemdir bu aslında. Ağaçlar bu ağ sayesinde birbirlerini kuraklık ve böcek istilası gibi tehlikelerden haberdar ederler.
Büyük ağaçlar küçük ya da hasta ağaçlara, yaşama tutunsunlar diye kendi besinlerinden yollarlar. Ağaçların farklı iletişim kaynaklarıda vardır. Farklı koku sinyallerini kullanarak, hava yolu ile de iletişim kurarlar.
Dalları zürafalar tarafından parçalanmaya başlayan Akasya ağaçları, hasarı algılar ve çevredeki ağaçları uyarmak için, etilen gazı yaymaya başlar. Etilen gazını fark eden diğer ağaçlar, yakınlarda bir Zürafa olduğunu fark ederek, yapraklarına tanen pompalamaya başlar. Yüksek miktarda tanen, otobur hayvanların rahatsızlanmasına ve hatta ölümüne bile sebep olabilir. Bu muazzam dengedeki ortak nokta iş birliğidir.
Ağaçlar hem kendi sağlığını hem de komşu ağacın sağlığını düşünerek hareket ederler ve dalları arasında mesafe bırakırlar. Bunun asıl nedeni, bir ağaca dadanan ve ağacın dal ve yapraklarına zarar veren böceklerin, yan ağaca geçişini zorlaştırmaktır. Ağaçlar komşu ağacın dallarına doğru genişlemezler. Çünkü iki ağacın dalları birbiri üzerine bindiğinde, yaprakların ulaştıkları güneş miktarı azalır ve gelişim yavaşlar. Onun içindir ki, yukarıya yani güneşe doğru büyümeyi tercih ederler. Dalların birbiri içine geçmesi demek, her iki ağacında dallarının kırılması ve yapraklarının dökülmesi demektir. Sonuç olarak karşılıklı fayda inanılmazdır.
Gelelim konu başlığımıza. Her bir şirket bir ağaçtır aslında. Her birimiz birbirimize sıkı sıkıya bağlıyız. Finansal krizlerden, hepimiz aynı ölçüde etkileniriz. Tüm dünyada artık şirketler arasındaki rekabet, iş birliğine dönüşmüş durumda. Sektörümüzün zenginleşmesinin ve daha bereketli hale gelmesinin ön koşulu iş birliği içinde olmamızdır. Tıpkı ağaçlar gibi.
Sınırların ortadan kalktığı bu dünyada şirketlerin sadece kendilerini değil, içinde bulundukları dünyayı da doğru yönetebilmeleri gerekir. Bağlı bulunduğu sektörün iş birliğini ve güç birliğini sağlamak durumundadır. Araştırmalar göstermiştir ki rakipleriyle ve sektörüyle iş birliği içinde olan firmalar, daha başarılı ve zengin olmuşlardır. Dikkat edin iş birliği kültürü olmadığı için, Otobüs firmaları hiç iflah olmazlar.
İş birliği maliyetlerimizi düşürür. İş gücü ürün kalitesi verimlilik ve istihdamı artırır. Rakiplerimizle yarışmayı öğretir bize. Bölgesel kalkınmayı destekler. Bölge ekonomisini güçlendirir. Ortak gereksinim ve menfaatler için alan sağlar. Her şeyden önemlisi bize dost kazandırır. İri ve diri durmamızın ön koşulu otobüs firmaları gibi değil, ağaçlar gibi davranmaktır. Çünkü birlikten kuvvet doğar ve bu kuvvet rekabetten daha büyük bir kuvvettir.
Atalarımız ne güzel söylemiş.
Ekmeğini yalnız yiyen, yükünü dişiyle kaldırır.
Sağlıkla ve neşeyle kalın.
Haziran 2020
https://bymuhammetsahin.blogspot.com/

NE EKERSEN ONU BİÇERSİN
Dinleyenleriniz olmuştur, Hazineler içindesin, ne ekersen onu biçersin! “Lara di Lara” nın sadece iki cümlelik bir şarkısı, dinledikçe üzerinde epey bir düşündüğüm, hayatımın bir film şeridi gibi önümde akmasını sağlayan bir şarkı aslında. Hazineler içindeyiz, görmeyi bilene, bulmayı bilene ve şu dünya tarlasına ne ekersek onu biçeriz.
Binlerce yıllık kadim dünya medeniyetimizde asırlar boyu hiç değişmeyen bir yasa vardır. Yaşama ne verirseniz onu alırsınız. “Yani ne ekerseniz onu biçersiniz”. Rüzgâr ekerseniz fırtına biçersiniz. Yalnızca bugün yaptıklarınız bütün yarınlarınızı değiştirebilir. Bu yasa hiç değişmez, asırlar boyuda hiç değişmemiştir. Bu yasanın tersi yoktur. Asla bu yasayı çiğnemeyin. Asla bu yasayı Denemeye de kalkmayın. Birine bir iyilik yaptığında, başka bir iyilikte gelir seni bulur. Kötülük yaptığında da kötülük gelir seni bulur.
İşte hayatın Muazzam dengesi dediğimiz budur. Bu neredeyse bir fizik yasasıdır. İşte ilahi adalet dediğimizde budur. Kimsenin hakkı kimsede kalmaz. Bu o kadar muazzam işleyen bir sistemdir ki, kimsenin bir iğnesi bile bir diğerine geçmez. Geçmiş gibi görünsede. Kötülük yapanında yanına kalmaz, bazen kalmış gibi görünsede. Demem o ki yaptığımız iyilikler hiçbir şekilde karşılıksız kalmaz ve tam ihtiyaç duyduğumuz noktada gelip bizi bulur. Ne kadar küçük olursa olsun hiçbir iyilik boşa gitmez.
Bu katlanılamaz gerçek içerisinde Deneyimler göstermiştir ki, Yaptığımız tüm yardım ve iyilikler, görünmeyen bir deftere yazılır ve zamanı geldiğinde de elimizden tutarlar.
“Ne ekersen onu biçersin bu dünyada”. Birine sürekli kötülük yapıp, onun mutsuz olmasını düşlerken, ondan iyilik bekleyemezsin. Nefret dolu gözlerle baktığın birinin, sana sevgiyle bakmasını bekleyemezsin. Her şey karşılıklıdır bu dünyada, hiçbir şey unutulmaz. İntikam tohumları ekersen, o tohumlar bir gün büyür ve senin karşına kötülük olarak çıkar.
Biz istiyoruz ki çöllerin ortasında bıraktığımız insanlar bize gül bahçesi sunsun, maalesef öyle bir dünya yok!
Bilirsiniz, “Mayınlarda sessizdir, taki üstüne basana kadar”. İnsanların yaşamı tesadüfler sonucu oluşmaz, insanların yaşamı, onların davranışlarının yansımasından başka bir şey değildir.
Güzel ve iyi insanlar biriktirin hayatınızda. “Yük olmayın, yük alın”. İnsan boy aynasında değil bir başkasının iç dünyasında güzel durmalı ve kirli bir camdan bakmayın, yoksa herkesi ve her şeyi kirli zannedersiniz.
Sabahattin Ali’nin dediği gibi, “İnsan dünyaya sadece yemek içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı”.
Ne pahasına olursa olsun İyi insan olun. Birinin hayatına, birinin üzüntüsüne, birinin mutluluğuna, birinin ruhuna, birinin eline, yüzüne, sırtına, omuzuna, yüreğine, bazen söz, bazen göz, çoğu zaman kalbinizle, minicikte olsa, tüm samimiyetinizle dokunun. “Çünkü hayattaki en iyi “kariyer” budur”.
Ne ekersen onu biçersin! Ne güzel demiş Fuzûlî: "Ey insan! Kadere az bahane bul. Buğday ektin de arpa mı biçtin?"
Son söz…
Unutmayın, Düşmez kalkmaz bir “O”
Sağlıkla ve neşeyle kalın.
Kaynaklar: Farid farjat
Sandy Tolan
https://bymuhammetsahin.blogspot.com/
http://voltgazetesi.com/haber-detay/ne-ekersen-onu-bicersin/614
mayıs 2020
| 

