KÖŞE YAZILARI 2

 

 

 

 

 

   ‘BİZ HER İNSANIN KADERİNİ KENDİ ÇABASINA BAĞLI KILDIK’…

                                                                                  İsra:13

Doktora giden bir adam, geceleri uyuyamıyorum efendim demiş. Sürekli yatağın altında biri var gibi geliyor. Yatağın altına girip orada uyumayı deniyorum. Bu defada yatağın üstünde biri var gibi geliyor. Adamı dikkatle dinleyen doktor hallederiz bu saplantıyı demiş. Bana haftada iki kere geleceksin 6 aylık bir tedavi sonunda sizi iyileştireceğimi umuyorum. Her viziteye ne kadar ödeyeceğim demiş hasta. Doktor her vizite 200 TL buna göre 6 ayda 9600 TL ödeyeceksiniz. Adam gitmiş o gidiş. Doktor birkaç ay sonra adama sokakta rastlamış. Ne oldu hastalığınız diye sormuş 10 TL ye hallettim demiş adam. Nasıl oldu diye sormuş doktor. Sizden çıktıktan sonra ilerdeki bakkala uğradım bir şeyler alırken hastalığımı anlattım. Karyolanın bacaklarını kes dedi kestim mesele halloldu.

Çözümler bazen çok basittir. Karmaşık hale biz getiririz.

Hayatımıza katkı sağlayacağını umuduyla.

Kendine şans YARAT

 

Kanepede oturup BEKLEME

Dinle plan yap. Erken kalk, hedeflerini DÜŞÜN

Sana meydan okuyan şeyleri YAP

Gereksiz şeyleri hayatından ÇIKART

Dışarı çık. Daha fazla GÜLÜMSE

Sosyal medyada negatif kişileri takibi BIRAK

Azimli OL

Dedikodu YAPMA

Daha fazla ŞÜKRET

Cesur ol. Cesaretini topla. Korkularını bir kenara BIRAK

Değişiklikleri kabul et. Zamanla değişmeyi reddedersen yok OLURSUN.

Yaş sadece bir sayıdır. Denemeye DEVAM ET

Gittiğin yola inandıysan attığın adımlardan KORKMA

Asla kimseyi hafife ALMA

Başarı en iyi İNTİKAMDIR

Sadece çok çalışmaya DEVAM ET

Zamanını akıllıca HARCA

Hoşuna gideni YAP

Başarısız olmaktan KORKMA

Bahaneleri BIRAK

Kuralları yok ET

Olumsuz insanları GÖRMEZDEN GEL

Başkalarının hayatını yönetmesine izin VERME

Ne zaman agrasif.ne zaman sabırlı olacağını ÖĞREN

En iyi olanı yap. Kolay olanı DEĞİL

Dünya vazgeçenlerin değil, azmedenlerindir HATIRLA

Gerektiğinde kolayca VAZGEÇ

Kırıldıkça değişir, değiştikçe güçlenir, güçlendikçe umursamazsın. Onlara TEŞEKKÜR ET

Zannetmeden önce öğren. Yargılamadan önce anla. Yaralamadan önce hisset. Konuşmadan önce DÜŞÜN

Pozitif düşün. Sağlıklı beslen. İşlerini erteleme. Negatiflikten kurtul. Kendini kıyaslamayı BIRAK

Sürekli seni başka biri yapamaya çalışan bu dünyada KENDİN OL

Kurtarıcı bekleme. Kurtarıcı KENDİN OL

Mevkiye ve makama göre saygın değişmesin hepsine aynı miktarda SAYGILI OL

Biraz daha az söyle. Biraz daha FAZLA YAP

Kimse seni yenemez. KABUL ETME

Reddedilmekten, mücadele etmekten, başarısızlıktan korkma. Denemede utanılacak bir şey yok. Hayat sürerken hedefine doğru ilerlerken her riski yaşa. Öğren ve DENEYİMLERİNİ BÜYÜT

Kapılar daha çok onlara yakın olanlara açılır. KAPIYA YAKIN OL

Kendin almayacağın bir ürünü SATMA

Her başarının ardında muazzam bir bedel vardır UNUTMA

Bitirmeye hiç başlama. Başlamayı HİÇ BİTİRME

Yalnızca ölü balıklar akıntıyla aynı yönde giderler. SORGULA

Sürekli şikâyet etme. Mazeretlere sarılma. Geçmişte yaşama. Başkalarını ve kendini suçlama. Sorunlardan kaçma. Her şeyi kontrol etmeye çalışma. Daima haklı olduğunu düşünme. Değişime DİRENME

Ses çıkaranın suskun olandan güçlü olduğunu ZANNETME

Çok kişiyle konuş. Az kişiyle düşün. Tek başına KARAR AL

Başarılı olmak için gereken tüm özelliklere sahipsin. GÜÇLÜ OL

Hayal etme. Cesaret et. Acı olmadan kazanç olmaz. Olabileceğin en güçlü İNSAN OL

Sonunda güleceğin zorluk, sonunda ağlayacağın kolaylıktan iyidir. Yavaş ilerlemekten değil olduğun yerde DURMAKTAN KORK

Tavrınız olsun, tarzınız olsun, hedefiniz olsun, çizginiz olsun, prensipleriniz olsun, farkınız olsun, sınırlarınız olsun, her şeyiniz şahsınıza münhasır olsun, davranışlarınız taklit, değerleriniz EMANET OLMASIN

 

Ve son olarak cem Yılmaz’dan bir alıntı alarak bitirelim yazımızı.

Başarılı insanların ortak özelliği it gibi çalışmalarıdır, başka bir şey ne duydum ne gördüm…gerisi tıraştır, süstür dedikodudur.

 Muhammet ŞAHİN

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/

Volt gazetesi EKİM 2018

Tasarım elektrik ltd şti

 

 

 

                                                                              KENDİNLE BARIŞ, DÜNYA SENİNLE BARIŞMAYA HAZIRDIR…

     Günümüz dünyasında hayatımıza öyle karmaşık duygular girmiştir ki, ne onlardan vazgeçebiliyoruz, nede onlarla yaşayabiliyoruz. Hayatımız hep bir karmaşa, koşturmaca içinde savrulup gidiyor. Bu duygularımız bazen o kadar çok yoğun yaşanıyor ki terazinin kefesini çok defa şaşırıyoruz. Aşağıda yaşam yolculuğumuzda neleri azaltmamız, neleri bırakmamız ve neleri çoğaltmamız gerektiğini, aklımızın bir köşesinde kalması için, basit ve anlaşılır bir şekilde özetlemeye çalıştım.

 

Hayatımıza değer katması dileği ile…

 

 

 AZALTIN;

 

Yediğiniz yemeği, yemeğinizin tuzunu…

Çayın şekerini, kullandığınız eşyaları…

Harcadığınız parayı, boşa geçen zamanı…

Gözyaşlarını, kafaya taktıklarınızı…

Kıyafetlerinizi, kuruntularınızı…

Bilgisayar başında, harcadığınız süreyi…

Telefonla konuştuğunuz süreyi…

Kısıtlı bakış açısını, önyargılarınızı ve sabit fikirlerinizi…

İnsanlardan beklentilerinizi, televizyon izlemeyi azaltın…

 

BIRAKIN;

 

Sürekli Şikâyet etmeyi, çekingenliği…

Kararsızlığı, kendini suçlamayı…

Hep beklenti içinde olmayı, her şeyi kişisel algılamayı…

Yıkıcı eleştirileri, karamsarlığı ve dedikoduyu…

Her şeyi kontrol etmeyi, sürekli endişelenmeyi…

Rezil olma korkusunu, mazeret üretmeyi…

Başkaları için yaşamayı, yapamam düşüncesini…

Olumsuz düşünmeyi, olumsuz kelimeleri…

Surat asmayı, ön yargıyı…

Böbürlenmeyi, yalan söylemeyi, tembelliği…

Her şeyi biliyormuş gibi davranmayı, dalkavukluk yapmayı…

Lütfeder gibi davranmayı, üstün olduğunu kanıtlamayı…

Herkesi mutlu etmeyi, geçmişte yaşamayı…

Hep beklenti içinde olmayı, kızgınlık ve kırgınlıkları sürekli düşünmeyi…

Herkesi eleştirmeyi, başkalarını kendinize benzetmeye çalışmayı bırakın…

 

ÇOĞALTIN…

 

Çözüm üretmeyi, hoşgörü göstermeyi…

Gülümsemeyi, sevmeyi…

Olumlu düşünmeyi, dua etmeyi…

Şükretmeyi, ayaklarınızın toprakla temasını…

Renkli giyinmeyi, sizi iyi hissettiren müzikleri…

İçtiğiniz su miktarını, çocuklarınızla geçirdiğiniz vakti…

Teşekkür etmeyi, selam vermeyi…

Özür dilemeyi, mazur görmeyi…

Alttan almayı, sevginizi hak edene vermeyi…

İstikrarınızı, hayal kurmayı…

Küçük şeylere sevinmeyi, affetmeyi, pozitif olmayı…

Sözünü kesmeden dinlemeyi, sahiden paylaşmayı…

Suçlamadan konuşmayı, şikâyet etmeden eğlenmeyi…

Seçmeden vermeyi, tereddütsüz güvenmeyi…

Cezalandırmadan affetmeyi, tartışmadan cevaplamayı…

Güzel söz söylemeyi. Kitap okumayı çoğaltın…

 

Ve işte kurallarımız…

 

Özledin ‘mi? Ara öyleyse…

Görüşmek ‘mi istiyorsun? Davet et…

Anlaşılmak ‘mı istiyorsun? Açıkla…

Bir sorun ‘mu var? Sor…

Bir şeyden hoşlanmıyor ‘musun? Söyle…

Bir şeye ‘mi ihtiyacın var? İste…

Birini ‘mi seviyorsun? Anlat…

 

Geçmişinle barış.ki geleceğini etkilemesin.

Diğer insanların senin hakkında ne düşündüğü seni ilgilendirmez.

Zaman her şeyi iyileştirir. Bekle ve sabret.

 

Muhammet şahin

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/

Volt gazetesi KASIM 2018

 

Tasarım elektrik ltd şti

 

 

 

                                                                                HAREKET UMUTSUZLUĞUN PANZEHİRİDİR

 

Bir kurbağa sürüsü ormanda yürürken, içlerinden ikisi bir çukura düştü. Diğer bütün kurbağalar çukurun etrafında toplandılar. Çukur bir hayli derindi ve arkadaşlarının zıplayıp dışarı çıkması mümkün gözükmüyordu.

Yukarıdaki kurbağalar, boşuna çabalamamalarını söylediler arkadaşlarına:

― Çukur çok derin. Dışarı çıkmanız imkânsız!

Ancak, çukura düşen kurbağalar onların söylediklerine aldırmayıp çukurdan çıkmak için mücadeleye devam ettiler. Yukarıdakiler ise hâlâ boşuna çırpınıp durmamalarını, ölümün onlar için kurtuluş olduğunu söylüyorlardı.

Sonunda kurbağalardan birisi söylenenlerden etkilendi ve mücadeleyi bıraktı. Diğeri ise çabalamaya devam etti. Yukarıdakiler de çırpınıp durarak daha çok acı çektiğini söylemeyi sürdürdüler.

Ne var ki, çukurdaki kurbağa son bir hamle daha yaptı, bu kez daha yükseğe sıçramayı başardı ve çukurdan çıktı.

İşin perde arkası başkaydı… Çünkü bu kurbağa sağırdı. O yüzden, arkadaşlarının sözlerine kulak asmamıştı…

Sözler virüs gibidir. Açıkçası yukarıdaki hikâyeden çıkardığım sonuç bu. Siz izin verdiğiniz sürece virüs sizi içten içe bitirecektir. Yüreğinizdeki umudu çalmalarına asla izin vermeyin. Hızlı bir değişimin olduğu zamanlarda her şey çok olumsuzdur. Herkes çok kaygılıdır. Herkes etrafta gerçek bir korku halinde geleceğin ne getireceği hakkında hiçbir fikri olmadan konuşur.

 

Çalkantılı zamanlarda küçük sağır kurbağa gibi dedikodu yapmadan, yakınmadan, kınamadan ve söylenen umutsuz sözlere kulak asmadan, korkmadan, harekete geçerek zor zamanlardan kurtulabiliriz. 

 

Riske atın her şeyi! Artık diğerlerinin fikirlerini, seslerini daha fazla önemsemeyin. Dünya üzerinde sizin için en zor olan şeyi yapın. Kendiniz için hareket edin. Gerçeklerle yüzleşin.

Hiç şüpheniz olmasın ki her gerileme, yanında büyük bir fırsatı da beraberinde getirir. Her lanete karşılık gelen bir de kutsama vardır. Görünüşteki her hata sana öyle hediyeler ve öyle çıkış yolları sunar ki, eğer gözlerin ve cesaretin varsa seni önceki yaşadığın zorluklardan çok daha büyük başarılara taşır. Etraf yeterince kararırsa yıldızları görürsün. Her zorluk yanında bir de rahatlık taşır. Ve ölen her büyük hayalin yerine daha iyi bir tanesi yeşerir.

 

Her birimiz, yaşamış olduğumuz hayatın büyük kısmını, kendimiz etkileriz.

 

Hepimiz duymuşuzdur, İnsan ölürken hayatı bir film şeridi gibi geçermiş gözlerinin önünden. En çokta pişmanlıklarımız gözümüzün önünden geçermiş. Tamam öyleyse asıl soru şu:

 

“Bizde mi bu pişmanlıkları ölürken yaşayacağız?”

 

Muhtemelen yaşayacağımız on pişmanlığı aşağıda özetlemeye çalıştım.

1.       Yaşamını anlatması gereken harika şarkıyı; içinden sessizce söyleyerek ölürsün.

2.       İçinde bulunan, büyük işler başarmanı ve büyük başarılar elde etmeni sağlayacak doğal gücünü, tecrübe etmeden ölürsün.

3.       Hiç kimseye örnek olup ilham vermediğini fark ederek ölürsün.

4.       Hayatında hiçbir zaman cesaret gerektiren bir risk almadığını ve bu yüzden başarılar elde edemediğini fark etmenin acısıyla ölürsün.

5.       Sıradan biri olmak zorunda olduğun yalanına boyun eğdiğin için bir şeylerde ustalık elde etme fırsatını kaçırdığını anlayarak ölürsün.

6.       Herhangi bir zorluğu zafere ve kurşunu altına dönüştürme becerisine sahip olamamanın hayal kırıklığıyla ölürsün.

7.       Çalışmanın sadece kendinden çok, başkalarına yardımcı olmak anlamına geldiğini unuttuğun için pişmanlık duyarak ölürsün.

8.       Gerçekten yaşamak istediğin hayatı değil de toplumun yönlendirmeleri nedeniyle istediğin hayatı yaşamış olduğunu fark ederek ölürsün.

9.       Sahip olduğun kapasiteye ve ortaya çıkarman gereken dehaya hiçbir zaman dokunmadığını fark ederek ölürsün.

10.   Bir lider olabileceğini ve bulduğundan daha iyi bir dünya bırakabileceğini keşfederek anlarsın fakat çok korktuğun için görevi kabul etmeyi reddetmişsindir. Bu yüzden başarısız olmuşsundur ve koca bir hayatı boşa harcamışsındır...

 

Son anlarına geldiğinde sana bahşedilen en değerli hediyeyi; içindeki kudreti dünyaya gösterme şansını ziyan ettiğini fark edersin. En üzücü şey de farkına varılmadan sefilce yaşanmış bir hayat ve sıradanlığın zorbalığıdır. Bu her zaman farkına varılmadan gerçekleşir ve finalde bir bakmışsın hayatını mahvetmiştir…

 

Ve son olarak, umutsuzluğu ancak harekete geçerek sonlandırabiliriz.

 

Sıra sevdiğimiz sözlerde…

 

“Memnuniyet zaferin en birinci düşmanıdır…” Robin SHARMA

 

“Asla teslim olma, asla, asla, asla. Ne küçük ne büyük ne az ne çok, onur ve sağduyunun dışında hiçbir şeye asla teslim olma…” Winston CHURCHİLL

 

“Bundan yirmi yıl sonra; yapmadığın şeylerden, yaptıklarından daha fazla pişmanlık duyacaksın. Bu yüzden, hatalarını söküp at. Güvende olduğun limandan ayrıl. Yelkenlerini rüzgârla doldur. Araştır. Hayal et. Keşfet…” Mark TWAİN

 

“Güçlükler teninize ütüyü dayar…” Somerset MAUGHAM

 

“En iyi düşüncelerimiz; meleklerin gezinmekten korktuğu zaman, mühendislerimizi dolaştırmaya çıkardığımızda ortaya çıkarlar…” Henry FORD

 

“Alçak gönüllü olun çünkü dünyadaki en kötü şey sizinle aynı malzemeden. Kendinize güvenin çünkü yıldızlar da sizinle aynı malzemeden…” Nıcholaı VELIMIROVICH

 




Muhammet şahin

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/

Volt gazetesi ARALIK 2018

Tasarım elektrik ltd şti

 

 

 

   DEĞİŞMELİ MİYİZ?

 

“Genç ve hürken, düşlerim sonsuzken çevremdeki her şeyi değiştirmek isterdim, dünyayı bile. Yaşlanıp akıllanınca dünyanın değişmeyeceğini anladım.

 

Ben de düşlerimi azaltarak sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim. Âmâ o da değişeceğe benzemiyordu. İyice yaşlandığımda artık son bir gayretle sadece ailemi, kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim.

 

Ama maalesef bunu da kabul ettiremedim. Şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki, önce kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim. Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla memleketimi daha ileri götürebilirdim.

 

Yukarıdaki ifadeler bir anıt mezar yazısıdır ve bize ‘hayatın gerçekliğini anlatır. Bu gerçeklikler içinde önemli bir gerçek vardır; o da değişimdir.’ Yazımızın başlığına tekrar dönelim. Değişmeli miyiz? açıkçası yazının sonunda kararı siz verin.

 

Koca evrende değiştirebileceğimiz tek bir yer vardır, O da hiç şüpheniz olmasın ki Kendimizdir.

Değişimin doğasında dünya ile insanoğlunun da değişime kayıtsız kalamayacağı mutlak bir gerçekliktir. İşte tam bu noktada insanın yani bizlerin akıl ve mantık ölçülerini gerçeklik süzgecinden geçirerek değişime önce kendisinden başlaması gerekir. Neleri, niçin ve kimin için de değiştireceğimizi biliriz. Fakat bir türlü hiçbir şeyi ve hiç kimseyi değiştiremeyiz.

Herkes sahtekarlığın, yalancılığın, vicdansızlığın, bencilliğin, merhametsizliğin, pahalılığın, geçimsizliğin arttığından şikayet etmekte ama tüm bu özelliklere ait huylarını, karakterlerini hiç kimse değiştirememektedir.

 

“Derisini değiştiremeyen yılanlar bile ölmeye mahkumdur.”

 

Değişmek kelimesini okurken geleneklerimizi veya uğruna öleceğimiz değerlerimizi değiştirmekten bahsetmiyorum.Dünya değişiyor çünkü. Ayak uydurmaktan söz ediyorum. Yerinde saymanın dayanılmaz ağırlığından bahsediyorum. Konu Daha iyi anlaşılsın diye yoğurt örneğine bir göz atalım.

Dikkat edin artık marketlerde yoğurt adıyla bir ürün bulamazsınız. Meyveli yoğurt, tam yağlı yoğurt, yağsız yoğurt, doğal yoğurt v-s. Bildiğimiz Yoğurt bile bunca zamandır inanılmaz bir değişime uğramıştır. Artık çoklu yeteneklere sahip olmalıyız. Artık hiçbir şey mevcut konumunu sonsuza kadar koruyamıyor. Bugün mükemmel dediğimiz yarın vasat kalıyor. Rekabet her geçen gün daha sert ve daha küresel olarak karşımıza çıkıyor. 

 

Artık bilinmeyen yollar keşfetmek durumundayız.

 

 

İnsanlığın önünü açan değişimin bir ucundan nasıl tutarız hesabını bugünden toplum olarak hesaplamak durumundayız. Eğer hesaplayamasak gelişmiş toplumlardan uzakta Orta doğulu toplumların kaderine hep birlikte ortak olacağız. ibni Haldun’un enfes bir sözü ardır. Coğrafya insanın kaderidir der. Toplum ve bireyler olarak zincirlerimizden kurtulma zamanı geldi de geçiyor bile…

Bana sorarsanız insan değişir, toplum değişir, dünya değişir…

 

Ve 85 yaşında ki haliyle dünyayı, yaşamı ve değişimi tarif eden şair Louis Borges in haykırışına kulak verelim.

 

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,

 

İkincisinde, daha çok hata yapardım. 

 

Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım. 

 

Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar, Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.

 

Temizlik sorun bile olmazdı asla.  Daha çok riske girerdim.

 

Seyahat ederdim daha fazla.

 

Daha çok güneş doğuşu izler, Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.

 

Görmediğim birçok yere giderdim. 

 

Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye. 

 

Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine. 

 

Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben. 

 

Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu. 

 

Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten. 

 

Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın. 

 

Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan, 

 

Gitmeyen insanlardandım ben. 

 

Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım. 

 

Eğer yeniden başlayabilseydim, 

 

İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım. 

 

Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.

 

Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,

 

Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer. 

 

Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...  ÖLÜYORUM…

 

Son olarak bir kelimeye bin anlam yükleyerek bize seslenir Mevlana…

 

 Her gün bir yerden göçmek ne iyi…

 

Her gün bir yere konmak ne güzel…

 

Bulanmadan donmadan akmak ne hoş…

 

Dünle gitti cancağızım…

 

Ne kadar söz varsa düne ait…

 

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım!...

 

Tasarım elektrik ltd şti

Volt gazetesi ŞUBAT 2019

 

Muhammet ŞAHİN 

https://bymuhammetsahin.blogspot.com

 

 

 

 

          BABA

     http://voltgazetesi.com/haber-detay/baba/440

  1. Zor bir başlık olduğunun farkındayım. Baba’nın neyini anlatacaksın bize kardeşim diyenleri duyar gibiyim. Sonuçta bir edebiyatçı olmadığım aşikâr. Yazılarımda konu başlığına karar verdiğimde, bir haftaya yakın konu üzerinde düşünüp, farklı kaynaklardan araştırma yapıp, konuyu özümsemeye çalışıyorum. Çoğu yazıyı da tekrar tekrar silip yeniden yazdığımı da bilmenizi isterim. Sonuçta hepimiz çok yoğun çalışan insanlarız. Bunun bilinciyle gazeteyi elinize aldığınızda, sizleri çok sıkmadan anlaşılır bil dille bir solukta okuyabileceğiniz yazılar yazmaya gayret ediyorum. Bu yazımızdaki konu başlığıda açıkçası hayli beni yordu diyebilirim. Affınıza sığınarak, benim gözümdeki babayı anlatmaya gayret edeceğim.

     

    Öncelikle erkekler bence Allah’ın yarattığı en özel canlılardır. Erkeklerin hayatlarının bir kısmından sonrasında, kendi isimlerinin haricinde başka bir isim daha alırlar. Bu özel isim Baba’dır. Çocuk sahibi olduklarında hepsi ortak bir isimle anılır. Baba kelimesinin başına ve sonuna olumsuz ifadeler ekleyemezsiniz. Bu mümkün değildir. Erkekler eksik ve kusurludur. “Âmâ babalar kusursuzdur”.

     

    Merhametin ve gücün timsalidir babalar. Seksen yaşına da gelse babanın bir bakışı izaya gelmenize yeter de artar bile. Türk ceza kanununda bile bir kişinin babasına küfrettiğiniz de alacağınız ceza, anasına küflettiğinizdeki alacağınız cezanın iki mislidir. Dikkat edin Türk küfür literatüründe babaya çok fazla küfüre rastlayamazsınız. Neyse konumuza tekrar geri dönelim.

     

    BABA eşine ve evlatlarına vermek için sahip olduğu her şeyi feda eder. Başta gençliğini ve sağlığını, çünkü sürekli çalışır. Bazen geç vakitlere kadar çalışmaya devam eder. Birkaç işte çalışmak zorunda kalsa ve bu sağlığına mal olsa dahi, sürekli mücadele eder. “Evin sarsılmaz ve yıkılmaz direğidir”.

    Kahraman kelimesinin bu kadar yakıştığı başka bir kavram varmıdır? bilmem. Çocukların yegâne kahramanları babalarıdır. Baba sonsuz bir ihtiyaçtır. Kafamız karıştığı, dünyamız dağıldığı, ruhumuz daraldığı zaman fırtına geçene kadar sığınabileceğimiz en güvenli limandır.

     

    Suskundur babalar her şeyi içlerine atarlar. Sığınacak limanları yoktur. Güçlü olmak zorundadırlar. Ağlayamazlar mesela, çünkü erkekler ağlamaz baskısıyla büyütülmüşlerdir. Tüm bunların sonucunda kabak hep babaların başında patlar.

     

    Mesala; biraz eğlenmek için gezmeye çıksa sorumsuz biri oluverir. Evde otursa tembel adam olur. Çocuklarına kızınca vahşi baba olur. Kızmasa boş verici baba olur. Çocuklarını hep babalar şımartmıştır. Ailenin tüm baskısına rağmen, boynunu büker ve gene de şımartmaya devam eder. Çünkü babanın literatüründe şımartma yoktur kollama vardır.

     

     Karısının çalışmasına izin vermezse geri kafalı, karısının başının belası, izin verse karı parası yiyen asalak olur. Karısının sözünü dinlerse kılıbık, annesinin sözünü dinlerse ana kuzusu olur. Her iki durumda da suçludur. Çocuklarının hep kendisinden iyi olmasını ister.” Tahammülün kralıdır babalar”.

     

    Sahip olduğunun en iyisini hatta belki hepsini verir. Çocukları gökteki yıldızları istese, o gücü yetse güneşi getirmeye çalışır. Eğer anne dokuz ay çocukları karnında taşıdı ise baba da aklında, zihninde ömür boyu taşır. Tabir yerindeyse dokuz doğurur. Bir ailede baba iyse o aile mutludur.

     

    “Bir erkeğe gücünüz yetebilir. Âmâ asla bir babaya gücünüz yetmez”.

     

     Bir erkek yorulabilir ama bir baba asla yorulmaz. Evin güneşidir BABA lar. Kaç yaşına gelirseniz gelin baba evi sığınacağınız tek limandır. Özellikle kız evlatlarının nefes borularıdır baba evleri. Dünyada ekmeğin ve suyun bedava olduğu tek yer baba evidir. Baba evinde yediğiniz yemeğin ve yattığınız yatağın eşi benzeri yoktur.

     

    “Kral’da olsanız önünde eğilip öpebileceğiniz yegâne el BABA elidir”.

     

    Cebindeki son kuruşu size verip başının çaresine bakan, ateşiniz çıktığında sabahlara kadar gözüne uyku girmeyen, çocukları aç kalmasın diye, doymadığı halde ben doydum deyip sofradan kalkan, merak etme üstüm kalın benim deyip, şemsiyeyi size veren ve yağmurda sırılsıklam olan, geceleri bin defa kalkıp üstünüzü örten, başınızı okşamak için uyumanızı bekleyen, dallarıyla geniş ve serin gölge olan, alın teriyle bereket getiren, oğullarına kızlarına güneş gibi ayrımsız, eşit sıcaklık veren, çürümeden yıkılmadan ayakta ölen ağaçlar gibi, iyilik anıtı tüm babalara selam olsun.

     

    Ve son söz...

     

    “İnsan hep çocuktur, babanız öldüğü gün, içinizdeki o afacan çocuk sonsuza kadar ölür” …

     

    Muhammet ŞAHİN
    https://bymuhammetsahin.blogspot.com/
    Volt gazetesi

     

    HAZİRAN 2019

 

   FIRTINA ÇIKTI UYUYABİLİYOR MUSUNUZ…

 

Herkese merhabalar.

 

Öncelikle yaklaşık 25 yıldır piyasanın tozunu yutmuş, bölgemizde ve ülkemizde sektörü bilen, bizatihi tüm aşamalara şahitlik etmiş biri olarak, yazdığımı bilmenizi isterim. Bir sektör temsilcisi olarak, geldiğimiz noktayı tüm açıklığıyla, aşağıdaki satırlarda okuyacaksınız. Olumlu veya olumsuz eleştirilerinizi veya katkılarınızı, yazının sonunda yazacağım e-posta adresine yazabilirsiniz. Önümüzdeki yazılarda gönderilerinizi bu köşede yayınlayıp, sektörün ortak sorunlarını, daha iyi öğrenme fırsatı da yakalamış oluruz.

 

Bildiğiniz gibi elektrik sektörü tüm meslek dallarıyla iç içe girmiş, hayatın her alanında bulunan, piyasanın dominat sektörlerinden biridir diyebiliriz. Yani yaşamın her anında, tüm insanlık elektriğe ihtiyaç duyar. Bu durum, bizim sektörümüzü, vazgeçilmez bir meslek kolu haline getirmiştir. Direk son kullanıcıya hitap ettiği için ayrıca önem arz etmektedir.

 

Peki dünyada endüstri 4.0 konuşulduğu, kalite standartlarının zirve yaptığı çağımızda, Ülkemizde elektrik sektörünün hali nasıldır, sektörümüz nereye gitmektedir, bizleri neler beklemektedir, gelin üzerinde biraz kafa patlatalım.

 

Elektrik sektörü bildiğiniz gibi üç ana kola ayrılır. Üreticiler, satıcılar ve uygulamacılar. Gelin İlk olarak üreticilerden giriş yapalım.

 

Üreticiler (fabrikalar)

 

Bana sorarsanız üretici ülkemize katma değer kazandıran, fabrikalar açan, üreten, geliştiren saygıyı sonuna kadar hak eden, gayretli insanlar topluluğudur diyebilirim. Bu insanlar toplumun yapı taşlarıdır. Devletin bu insanlara milletvekilleri gibi dokunulmazlık vermesi azdır bile.

 

 Son yıllarda ülkemizde yaşanan ekonomik zorluklar, üretim sektörünü derinden yaralamıştır. İç piyasadaki Arz’ın azalması, kapasitelerde düşüşlere yol açmış, hali hazırda sermaye yapısı güçlü olmayan ve şartlara uyum sağlayamayan tüm firmaları, kapanma eşiğine getirmiştir. Bir acil eylem planı oluşturup, yerli üreticileri desteklemeli ve çok geç olmadan, tüm imkanlarımızla yerli ürün tercih etmeliyiz. Aksi takdirde zaten bir avuç kalan yerli üretici ’de, yabancı sermayeye teslim olmak zorunda kalacaktır. Her bir fabrika bir kaledir. Satılan veya kapanan her fabrika, kaybedilen bir kaledir. Devlet ve millet olarak kalelerimize sahip çıkma zamanıdır. (“sektör ithalatçılarını bu başlıkta değerlendirmeyin lütfen, ithalatçılar ayrı bir yazı konusu çünkü”.)

 

Satıcılar (elektrik toptancıları)

 

Fabrikaların tezgahlarından çıkan her ürünün ilk aşaması elektrik toptancılarıdır. Piyasadaki finansal riski sırtlayanların ilk durağı ve fabrikaların ana damarları burasıdır.

 

Hali hazırdaki ekonomik şartlar elektrik toptancılarını’ da sıkıntıya sokmuştur. Satışlardaki gözle görülür düşüşler ve tahsilat geri dönüşlerindeki aksamalar, inşaat sektörünün gerilemesi, döviz baskısı, bütün gelecekti hesapları alt üst etmiştir.

 

Gelecek on yıl içinde teknolojiye uyum sağlayamayan elektrik toptancıları, yok olma eşiğine gelecektir. Buna hiç şüpheniz olmasın. Kehanet gibi algılamayın, aklınıza gelen tüm elektrik malzemeleri artık internette satılmakta. Hali hazırda Türkiye’de faaliyet gösteren elektrik toptancılarının cirolarından küçümsenmeyecek paylar almaktadırlar. Yakın bir gelecekte, farklı vade ve teslim seçenekleri ile piyasayı zorlayacaklardır. Aynı zamanda cirosu düşen üreticiler bile ayakta kalmak için internetten satış yapmak zorunda kalacaklardır. Yeni düzene uyum sağlamak için tüm firmalar acil eylem planı yapmalıdır.

 

Uygulamacılar (taahhüt firmaları)

 

Bu gurubun bir ferdi olarak, dilimin döndüğünce, sektör temsilcilerinin ortak dilini kullanarak, kendimizi anlatmaya çalışayım. Bizler sektörün lağımcılarıyız diyebilirim. Osmanlı imparatorluğundaki lağımcılar gibi. Adlarını yer altı tüneli denilen lağımdan alan, Hani bedenlerini kendi kazıdıkları mezarlara gömen tünelciler gibi.

 

17.yy’ın ortalarından itibaren bozulmaya başlayan ve git gide sanattan anlamayan bir sınıf lağımcılar. Toptancı ve müteahhit arasında sıkışmış kalmış gibiyiz. Götümüz deki kontrol kalemi ve penseyle ustalığı ve tüccarlığı harmanlayıp, inşaat, toptancı ve ev üçgeninde yaşayan, birbirimizin kuyusunu kazayım derken, kendi mezarımızı kazdığımızın farkına varmadığımız, bir meslek gurubudur diyebilirim. Kendimiz eder kendimiz buluruz bu sektörde. Biraz para gördü mü cebimiz işi asar, toptancıyı sallar yollarda caka satar, bakarız keyfimize.

 

 Artık sınıf atlarız, patron derler bize, İşin mahiyetine bakmadan, kâr, zarar hesabı yapmadan hemen işe atlar, iyi fiyat verir, günü kurtarma peşine düşeriz. Üç arkadaş bir araya gelir taşeronluk adı altında, kendimiz gibi bir müteahhit bulur, fiyatın dibine vurur sözüm ona çatlatırız piyasayı. Ülkemizdeki hiçbir meslek gurubunda, bilginin değersiz olduğu, bu kadar laçkalığı göremezsiniz.

 

Bizler olmazsak ne üreticiler, nede satıcılar varlığını sürdüremez. Çünkü meslek erbapları bizleriz. Biz yoksak kimse yoktur. Anlayacağınız güç bizdedir. Âmâ birbirimizi yemekten, gücümüzün farkında bile değiliz. Yanlış hesaplar ve yanlış işler yüzünden, bir sürü arkadaşımız yok olup gitmiştir. Hatalarımızdan ders alıp ayağa kalkma zamanıdır.

 

Kaliteden taviz vermeyen, sözüne özüne güvenilir, Ahlaklı, meslek ilkelerini baş tacı yapan, Ülkemizin aydınlık üreticilerine, toptancılarına ve taahhütcülerine selam olsun…

 

Ve son söz…

“Hazırsanız, fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz. Hayatınız boyunca” …

 

Sevgiyle kalın.

 

Katkılarınız ve fikirleriniz için:             E posta: muhammet@tasarimelektrik.com.tr

 

Ağustos 2019

Volt gazetesi

 

Muhammet ŞAHİN

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/

 

DÜNYADA’Kİ HİÇBİR ŞEY KARARLILIĞIN YERİNİ TUTAMAZ.HATTA YETENEK BİLE.

 

 

 

Dashrath Manjihin hikayesini mutlaka duyanlarınız olmuştur. Aslında bu hikâye elleri ile koca dağın yerini değiştiren inanılmaz bir adamın hikayesidir.1960 yılların Hindistan’ın da karısı phalguni devi su getirmek için kayalıklardan geçerken ağır bir biçimde yaralanmıştı. En yakın doktorun 71 km mesafede olması sebebi ile acil müdahale ekipleri yetişememiş ve manjihinin karısı ölmüştü. O saatten sonra bir karar vermişti artık, kendisinin başına gelenler, başkasının başına da gelmeyecekti.

 

Manjihi kayaların arasından bir yol açacaktı. Sahip olduğu keçiyi satarak kendisine ip, çekiç ve keski aldı. Sevdiği kadını alan kayalar, artık başkalarının canını yakamayacaktı. Diğer insanların manjihi ’ye nasıl deli gözüyle baktığını, anlatmama gerek bile yok burada.

 

1960-1982 yılları arasında, 35 yaşından 57 yaşına kadar, tam 22 yıl boyunca, milim milim Gehlour kayalıklarını oymaya başladı.

 

 Kayalıkların diğer tarafına geçmek için gerekli olan tüm kazıyı bitirmişti. En sonunda hayalini gerçekleştirdi. Kayalıkların diğer tarafına ulaşmıştı. 110 metre uzunluğunda ve 8 metre derinliğinde bir yol açtı. Hastane ile köy arasındaki 71 kilometrelik yolu 15 kilometreye indirmişti.

 

Sadece elindeki çekiç ve keskiyle, dağı yerle bir etmişti. Hiç ara vermeden 22 yılda Gehlour dağını dize getirmişti.18 Ağustos 2007 yılında bu inanılmaz adam, Hindistan’da son nefesini verdi.

Manjihi nin hikayesi, aslında bize kararlılığı ve zihnimize direnmeyi, Yolumuza çıkan engeller ne olursa olsun, pes etmemeyi öğretir.

 

Başarının büyük sırlarından biri, zihnimize direnmeyi öğretmektir. Hedeflerimize doğru yürürken, yolumuza çıkan engeller olacak. Geri çekilmeyi istememize neden olacaklar. İnsan yenilince tükenmez, pes edince tükenir. Âmâ pes etmeyin! Vazgeçmemeye bilinçli bir şekilde karar vermek… işte hayallerimizi gerçekleştirmenin sırrı budur.

 

Düşüşler ve krizler kaçınılmazdır. Ne kadar sorunumuz olursa olsun bunlar, kendi gelişimimiz için fırsatlardır. Çoğu zaman, bizi konfor alanımızdan çıkarıp kendimize asla gönüllü olarak veremeyeceğimiz kaçınılmaz zorlukları bize sunanlar da onlardır.

 

Dolayısıyla, bu durumlarla yüzleşmek için, problemleri bir problemden ziyade bir fırsat olarak nasıl yorumlayacağımızı öğrenmeliyiz. Bu sorunlarla en iyi baş etme yolları, bizi sürücü koltuğuna oturtan, sorunun nedenlerini tanımlayan ve hangileri hakkında bir şeyler yapabileceğimizi belirleyen yollardır.

 

Dünyadaki hiçbir şey kararlılığın yerini tutamaz, hatta yetenek bile. Bir kişinin karakterine tutarlılık veren niteliktir bu. Yolda her zaman engeller vardır. Fakat sürekliliğimizi geliştirdikçe, alternatifler bulacağız ve her engeli bir fırsat olarak görmeye başlayacağız. Bakış açımızı değiştirip ondan öğrenme yeteneği geliştireceğiz.

 

Çoğu zaman, hedeflerimize ulaşmak için gerekli araçlara sahibiz, ancak başarılı olamıyoruz çünkü irade ya da sebattan yoksunuz.

 

 

 

 

 

Sonuçları hesaba katmıyoruz ve içgüdülerimizin ötesini görmüyoruz. Dikkat edin, hep yorgun bir milletiz. Aklımız ruhumuz hep meşgul. Hayır demeyi, işim var demeyi, olmaz demeyi bir türlü beceremeyen insanlarız.

 

Onun için, vicdan azabımız, suçluluğumuz, pişmanlığımız, yorgunluğumuz hiç bitmez bizim. İnanın bana hepimiz, beraberimiz de taşıdığımız parmaklıkların ardında yaşıyoruz.

 

Ne sebeple olursa olsun hatanızın üzerinde kara kara düşünmeyin. Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir.

 

Yazımızı Fyodor Dostoyevski’yle bitirelim.

 

Her şey insanın elindedir. Korkaklığı yüzünden çok şey kaybeder. İnsanları en çok korkutan şey ise, yeni bir adım atmak, yeni bir söz söylemektir.

 

 

Kısa bir not: Nasıl yaparsınız bilmem ama, Önümüz sonbahar, tadını çıkarın. Ve 2015 Hindistan yapımı (the mountain Man) Manjihi nin filmini mutlaka izleyin.

 

 

Neşeyle kalın…

 

http://voltgazetesi.com/haber-detay/dunyada-ki-hicbir-sey-kararliligin-yerini-tutamaz-hatta-yetenek-bile/484

 

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/

 

Volt gazetesi Ekim.2019

 

 

                                                                     APTAL PUMA SENDROMU

 

Herkese merhabalar…

Sonbaharla birlikte hayatımızdan bir yıl daha bitmek üzere.2019 yılı hem ülkemiz hemde bizler için çok öğretici bir yıl oldu diyebiliriz. Çıktığımız her hayat basamağı bize tecrübe olarak geri döner. Gelecekteki yaşamımızı şekillendirmemizde katkı sağlar bu tecrübeler. Son birkaç yıldır ticari hayatımızda neler öğrendik neler. Kendi adıma neler mi öğrendim, bazılarına buyurun birlikte bakalım.

 Ekonomik krizden önce, bolluk içerisinde yaşarken krizle birlikte aniden darlığa düşmemizi, İşlerimizin azalması ile kapasitelerimizin düşmesini, Geleceğe yönelik tahminlerimizi doğru yapamamamızı, Öz kaynaklarımızın yetersizliğini, Verimliliği ve etkinliği yeterli derecede sağlayamamızı, Finansal planlamamızın yeterli olmayışını ve bunlara işletme dışı faktörler de eklenince, kriz bizler için hiç ummadığımız sonuçlar doğurdu maalesef.

 Sonuç olarak ekonomik kriz bize ne kattı derseniz, vereceğim tek cevap tecrübe diyebilirim. Konu başlığımıza geri dönelim. Avının peşinden kâr zarar hesabı veya otomatik kalori hesabı yapan müthiş hayvanımız Puma’nın bize neler katacağına birlikte bakalım.

 Peki iş hayatımızda çoğumuzun fark etmeden düştüğü bir hata olan, aptal Puma sendromu nedir?

Birçok insanın sürekli düştüğü bir hatayı, az kazanç sağlayacak bir iş için, gereğinden fazla emek vermeyi ifade eden bir kavram: Aptal puma sendromu.

Puma birçok özelliği ile ünlü bir hayvandır. Âmâ en çok hızlı ve kıvrak koşusu ile tanınır. Avının peşine düştüğü andan itibaren giderek hızlanırken vücudunda bulunan tüm eklem ve kasları kullanır. Bu ölümüne koşu bazen pumanın, bazen de kurbanın zaferi ile sonuçlanır. Peki puma avının peşinden ne kadar koşar? İşte pumayı insanlara örnek teşkil edecek özelliği de budur.

Puma avının peşinden sürdürdüğü ölüm koşusunu her zaman avının cüssesine göre ayarlar. Yani bir ceylanı ele geçirmek için koştuğu süre ile, bir tavşanı ele geçirmek için peşinden harcadığı süre, asla birbiri ile aynı değildir.

Puma akıllı bir hayvandır. Avının peşinden koşarken harcadığı enerji miktarı, ondan elde edeceği potansiyel enerji miktarına değmeyecekse eğer, o anda koşmaktan vazgeçer.

Yenilgiyi kabul edip başka av arar. Bu nedenle ceylanın peşinden daha fazla koşarken, tavşanın peşinden çok daha az koşar. Bence pumanın tek düşüncesi vardır, attığım taş ürküttüğüm kurbağaya değiyor mu diye ölçüp biçer. Aptal puma sendromu” ise pumanın bu yaptığının tersini yapan insanların ruh halini ifade etmek için kullanılır. Aslında hepimiz küçük şeylerin peşinde ömrümüzü harcıyoruz, ceylanın peşinde olmamız gerekirken, tavşanın peşinde telef oluyoruz. Asıl soruya gelelim. Elde edeceğimiz şeylere harcadığımız emekler değiyor mu?

Bir hedefe ulaşmak için harcanan maddi manevi kaynak, eğer hedefe ulaştığında sağlayacağı maddi manevi faydaya değmiyor ise, bu davranış aptal puma sendromu olarak isimlendiriliyor. İnsanlar için başarının sırrı, harcanan kaynaklar ile ulaşılan sonuç ilişkisindeki dengeyi doğru saptamaktan geçiyor.

Sonuç olarak puma ölçülebileni ölçmüş, ölçülemeyeni de ölçülebilir bir hale getirmiştir.ve bunu ’da matematiksel bir dille yapmıştır.

Son söz.

Benim kuşağımın yaptığı en büyük keşiflerden biri, insanın düşüncelerini değiştirerek yaşamını da değiştirebileceği gerçeğini bulmasıdır. William James

 

Neşeyle kalın…

Muhammet ŞAHİN 11 KASIM 2019

http://voltgazetesi.com/haber-detay/aptal-puma-sendromu/505

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/

 

Kaynak: philippe Dumas

 

 

 

                                                                              TÜKETİM SARMALI

 

Herkese merhabalar…

Çağımızın en büyük problemlerinden biri tüketim çılgınlığı ve bununda başlıca nedeni doyumsuzluk. Ne kadar çok şeye sahip olursak o kadar mutlu oluruz diye zannediyoruz. Çoğu zamanda sahip olduklarımız yeterli gelmiyor. Bununda sonucu olarak, aşırı yemek yiyor, çok alışveriş yapıyor ve hep daha fazlasını istiyoruz.

 

Toplum olarak tüketim sarmalının içinde hipnoz olmuş gibiyiz. İhtiyacımız olmayan o kadar çok şey alıyoruz ki farkında bile değiliz.

 

Diderot etkisini duyanlarınız mutlaka olmuştur. Bu kavram Tüketim sarmalının dünyadaki en iyi örneklerinden biridir.

 

18. yüzyılın aydınlanma çağı düşünürlerinden Fransız yazar ve filozof Denis Diderot ’un borç içinde olduğunu duyan Rus İmparatoriçesi Büyük Katerina Diderot ’nun kütüphanesini satın alıp 25 yıllık maaşını da peşin ödeyerek onu zor durumdan kurtarır.

 

 Maddi durumu düzelen Diderot’a bir arkadaşı çok şık bir kadife sabahlık hediye eder. Giydiği yeni sabahlığın verdiği keyifle çalışma masasına oturan Diderot bu eski masanın yeni ve gösterişli sabahlığına hiç uymadığını fark eder. Aldığı yüklü miktar paranın verdiği rahatlıkla yeni bir çalışma masası alır. Ancak bu kez yerdeki eski halı, sabahlığına ve masasına yakışmamaktadır. Yeni bir halı alır. Bu şekilde eski resimlerini, koltuğunu, duvar halısını, sandalyelerini derken evindeki her şeyi tamamen yeniler. Sonunda bütün parası biter ve yine borçlanır. Ancak o zaman aklı başına gelir ve kendisini nasıl bir tüketim çılgınlığına kaptırdığını anlattığı “Eski sabahlığım için pişmanlık” adlı bir yazı yazar.

 

Bilinçli bir alışveriş düşüncesi ile yapılmayan ve ihtiyaç olmadığı halde alınan şeyleri açıklayan bu tüketim sarmalından bahseden ilk kişi olduğu için anlattığı kavrama “Diderot etkisi” denmektedir. Tek bir elbisenin giderek domino etkisiyle kendini nasıl bir alışveriş girdabına soktuğunu kendi kaleminden dinleyelim.

 

“Neden saklamadım onu sanki? O bana alışmıştı, bende ona. Vücudumun bütün kıvrımlarını sarıyordu. Diğeri kaskatı ve kolalı, beni hantal gösteriyor. Oysa eskisi tüm ihtiyaçlarımı karşılıyordu. Tozlanan kitapları eteği ile silebiliyordum. Üzerindeki çizgiler, Edebiyatı, yazarı çalışan adamı anlatırdı. Oysa şimdi işe yaramaz bir zengin adam havası geldi üzerime. Kimse kim olduğumu bilmiyor. Onun içindeyken sakarlık etmekten korkmazdım. Eski sabahlığımın mutfak efendisiyken, yenisinin kölesi oldum. Saygı ve hayranlık duyduğum şu kıymetli giysiye lanet olsun. Nerde benim o eski, alelade kumaştan, mütevazi, rahat çaputum?

 

Dostlarım, eski dostlarınızı muhafaza ediniz. Dostlarım, varsıllığın size dokunmasından sakınınız. Benim durumum size ibret olsun. Yoksulluğun kendine has özgürlükleri vardır, zenginliğin ’de engelleri. Hepsi bu değil dostlarım, lüksün tahribatına, sürekli artan lüksün neticelerine bakın. Eski sabahlığım, etrafımdaki diğer döküntülerle uyum içindeydi. Hasır bir sandalye, tahta bir masa, birkaç kitabı taşıyan eski bir kitaplık, çerçevesiz isli birkaç gravür, bu gravürlerin arasında havaya kalkmış birkaç sıva parçası. Bütün bunlar eski sabahlığımla ahenkliydi. Şimdi her şey bozuldu, uyum, birlik ve güzellik yok oldu”.

 

Kendi hayatımızı düşündüğümüzde bizim de ne kadar çok Diderot etkisinde kaldığımız gün gibi ortada. Yeni pantolonumuza uyum sağlaması için ona uygun tişörtler, gömlekler, kemerler, ayakkabılar alan bizler değil miyiz? "salonu yeniledim, çok modern görünüyor, şimdi sırada demode yatak odam var." gibi cümleleri günlük hayatımızda sık sık duymuyor ya da kullanmıyor muyuz? En iyi evi, arabayı, telefonu alsak bile 3 gün sonra sıkılıyoruz. Alıyoruz, alıyoruz, hep alıyoruz. Sonsuz bir döngü içindeyiz vesselam.

Ve son söz…

Emin olun ki, yeter demeyi öğrenip daha az aldıkça ve daha çok verdikçe, çok daha mutlu olacağız…

Kısa bir not: 4M Elektrik öncülüğünde ’ki gazetemizin 2.yaş gününü kutlar, sektörümüze kattığı ve bundan sonra katacağı her şey için teşekkür ederiz…

Muhammet ŞAHİN 24 Aralık 2019

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/


PAYLAŞ