KÖŞE YAZILARI 3

 

YETER’Kİ YAPACAĞINA İNAN.


Derviş sormuş; Efendim çok MUTLUYUM nereye gitsem karşıma güzel insanlar çıkıyor. Her şey nasılda değişti. Mürşit, cevap vermiş; sen DEĞİŞTİN.
Kullandığınız her sözcükle bir anlaşma imzalarsınız.
Hem kendinizle hem karşınızdaki ile hem de insanlıkla!
Bir insan gelecekte ne yaşayacağını merak ediyorsa Bugün ne konuştuğuna baksın.
Muhtemeldir ki bugün en çok konuştuğunuz şey yarının deneyimi olacak.
Sadece OLMASINI İSTEDİĞİNİZ şeyleri söyleyin.
"Ben hasta olmak istemiyorum "yerine,
” ben sağlıklıyım."*
"Yaşlanmak istemiyorum" yerine
"Ben her daim genç kalıyorum."
Yaşlanmak istemiyorum diyen insanların oradaki odağı yaşlanmaktır mesela...
Ve sonucunda yaşlanmak kaçınılmazdır.
Öyle ki beyin negatifi algılamaz.
Söylenen her sözü gerçek kabul eder.
Mesela siz, "Unutma" dediğinizde onu "unut" olarak alır.
Onun yerine "Aklında tut" demek daha doğrudur.
Birisine,
“Panik yapma”
Dediğinizde daha fazla panik olacaktır.
Bunun yerine "sakin ol" demek daha uygundur.
Bu yüzden ne yapmak istemediğimizi değil ne istiyorsak onu söylemeliyiz!
Birisi size eğer sizi gördüğünde "hasta gibi görünüyorsun" dediğinde, eğer siz buna inanır ve onaylarsanız bu anlaşmayı imzalamış olursunuz ve çok fazla sürmeden hasta olacağınıza dair sizi temin ederim!
Hastalık demişken bazı insanlar var hastalıklarına sıkı sıkı sahip çıkan...
"Benim şekerim var!"
"Benim tansiyonum var!"

BENİM...!!!
"Benim" diyerek siz bu kadar sahip çıkarsanız o hastalık da sizi hayatta bırakmaz!
Çünkü “Ben" diye başlayan her cümleyi bilinçaltı sahiplenir ve emir kabul eder.
Bazen de kişi burada kurbanı oynamayı seçer. Hatta bazen bundan hoşlanır bile.
Çünkü o hastadır ve çevresinden daha önce görmediği ilgiyi görüyordur.
Farkındalığı olan kişi ise o noktada bedeninin kendine verdiği mesaja bakar. Ve şu soruyu sorar "Bilmem gereken şey ne? Hayatımda neyi değiştirmem gerekiyor?" "Neden ben?" değil.
"Nerede hata yaptım. Ve bu hastalıkla bedenim beni uyarıyor? “Demeliyiz.
Büyüklerin çok söylediği bir söz vardır.
"Bir şeyi kırk kere söylersen olur."
Hiç düşündünüz mü neden acaba?
Çünkü dil neyi çok söylerse, bilinçaltı onu gerçek kabul eder, beyin onu gerçekleştirmek için harekete geçer.
OLUMLU KONUŞMAK ve DÜŞÜNMEK işte bu yüzden çok önemlidir.
"Olumlu kelimelere odaklanarak ve bunları yansıtarak genel sağlığınızı iyileştirebilir ve beynimizin işlevselliğini artırabiliriz.
Enerjinizi hangi kelimeler üzerine odaklıyorsunuz?
Eğer hayatınızın istediğiniz kadar güzel olmadığını fark ettiyseniz, olumsuz kelimeleri ne sıklıkta kullandığınızı not etmek için bir defter tutun.
Gerçekten daha iyi bir hayatın ne kadar kolay ulaşılabileceğini gördüğünüzde şaşıracaksınız.
Kelimelerinizi değiştirin, hayatınız değişsin.
Sözlerinizle birlikte davranışlarınızda değiştiğinde siz değişmeye başlarsınız.
Siz değiştikçe yaşamınızda değişir.
Bir bakarsınız ki yaşamınız söyledikleriniz, düşündükleriniz, davranışlarınız olmuş.
Bu yüzden olmasını istediğiniz şey neyse ona odaklanın olmamasını istediğinize değil..!
Şimdi şu iki cümleye bakın. Ve iki cümlenin de ayrı ayrı size ne hissettirdiğini düşünün.
- Bugün hava çok güzel ama yarın yağmur yağacak.
- Yarın yağmur yağacak olsa bile bugün hava çok güzel!
Sadece iki kelime AMA ve OLSA BİLE kelimeleri cümledeki ifadeyi ne kadar değiştiriyor değil mi? İlkinde olumsuz bir duygu durumu ikincide ise her şeye rağmen mutlu olma durumu.
“Ne olur yani kalbimizi, kafamızı hep sevgiyle, saygı ile edep ile, incelikle, güzel duygularla doldursak.”


SEVDİĞİM SÖZLER.
“Kişinin hayatı düşünün rengine boyanmıştır.” – Marcus Aurelius


“Alın yazınızı sadece alın terinizle silebilirsiniz.” Halil Cibran


“Bir insanın karakteri onun kaderidir.” – Emperor’s Club


“Yapmadığınız atışların %100’ünü kaçırırsınız.” – Tom Peters


“Tebessüm kana en hızlı karışan ilaçtır.” – Charlie Chaplin


“Hayat kendine gelmeni beklemez.” – A Lot Like Love


“Gerçekleşene kadar, problemler problem değildir. Endişelerinizin çoğu hiçbir zaman ortaya çıkmayacaktır.” – Rework


“Kendimden özür dilerim.” Abdullah Gencal


“Yaşamınızdaki her sorun, içinde bir armağan saklar.” – Richard Bach


“Kimsenin şikayetçi olmaması, tüm paraşütlerin mükemmel olduğu anlamına gelmez.” – Benny Hill


“Timsahlar derine dalabilmek için taş yutarlar…” – Serdar Kuzuloglu


“Dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur bize.” Mesut Altın


Güven “O bunu yapamaz” demek değildir. Güven “O bunu yaptıysa bir bildiği vardır” diyebilmektir. Echart Tolle


Ve son söz…
“
İstediğin kadar çabala, âmâ elinden bu kadarı gelir;
Kendinden korkuyorsan delikanlı, bu senin görüp göreceğindir.
Önce kendinde aramalısın noksanı, sensin onu saklayan,
Kazanabilirsin karşına çıksa en çetini, yeter ki yapacağına İNAN.” Edgar A Guest.

 

Muhammet ŞAHİN  2 NİSAN 2019

 

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/

http://voltgazetesi.com/haber-detay/yeter-ki-yapacagina-inan/381

 

 

   

 

HAYATIN TA KENDİSİ ZAMAN…

 

Herkese merhabalar. 

 

Fransızlar zamanın korkanlar için uzun, mutsuzlar için yavaş. Mutlular için çabuk geçtiğine inanırlar. Zaman bizim içinde, beklerken çok yavaş, korkarken çok hızlı, kederliyken çok uzun, sevinçliyken çok kısadır.

 

Zaman o kadar önemlidir ki, dikkat edin zaman kurgusunu hayatlarına uygulamış insanlar, mutlak başarıya ulaşmışlardır. Başarı ve zaman ayrılmaz ikilidir. Zamanı kullanma becerimiz, bizi daha çok başarıya ulaştırır. Başarılı insanların tek ortak özelliği, zamanı çok iyi kullanmalarıdır. Takvim düzeni herkes için aynı olsa da zaman herkesin içinde başka türlü ilerler. Vakit nakittir buyurmuş atalarımız, harcadığımız zamanlar, savurduğumuz nakitlerdir. Yeni Zellandalı yazar Joy Cowley ise, zamana farklı bir pencereden bakar. Geçmiş ve gelecek yoktur. Sonsuz bir “şimdi” vardır.

Şirketlerimiz içinde bu böyle değilmi dir. Sattığımız malı zamanında teslim etmeli, yaptığımız işi zamanında bitirmeli, borcumuzu zamanında ödemeli, sözümüzü zamanında tutmalı, İşyerimizi zamanında açmalıyız. Kısacası yapacağımız her şeyi zamanında yapmalıyız. 

 

Varlığımızı sürdürmemizin tek koşulu vardır oda zamana uyum sağlamamızdır.

 

Zaman fırtınada çıkan bir hortum gibi hepimizi savurmaya devam ediyor. Hayatımız avucumuzdaki su gibi, biz tutmaya çalıştıkça o hızla akıp gidiyor. Neleri kaçırıyoruz kim bilir bu koşturmacada. Hunharca tükettiğimiz zaman, bizi olgunlaştıracağına tüketiyor maalesef. Zamanı kullanma becerimiz, bize ne kadar başarıyı getiriyorsa bile, zamana kattığımız hız, bizim bir o kadar felaketimizi hazırlıyor. Zaman ayıramadığımız dostlar, bizi yalnızlığa itiyor. Bu koşturmaca içerisinde, yalan yanlış yediğimiz yiyecekler, kanserin bin türlüsünü kapımıza getiriyor. Bin bir meşakkatle dünyaya gelen çocuklarımıza ayıramadığımız Zaman, kendimize ayıramadığımız, annemize babamıza ayıramadığımız zaman, maalesef zamana kattığımız hız yüzünden eksik kalıyor. Sizleri her kıtasını ezbere bildiğim zamanı çok iyi anlatan, Cahit Sıtkı nın 35 yaş şiiri yle baş başa bırakıyorum. Zamanı bu kadar mükemmel anlatan, başka bir şair varmıdır siz karar verin.

 

Neşeyle kalın…

 

OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ

 

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdaki cevher,

Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider.

 

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz,

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

 

Zamanla nasıl değişiyor insan!

Hangi resmime baksam ben değilim.

Nerde o günler, o şevk, o heyecan?

Bu güler yüzlü adam ben değilim;

Yalandır kaygısız olduğum yalan.

 

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;

Hatırası bile yabancı gelir.

Hayata beraber başladığımız,

Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;

Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

 

Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç fark ettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

 

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim.

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?

Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

 

Neylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak.

Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında.

 

Cahit Sıtkı TARANCI

 

Not: Sevgili dostumuz Yurtsever elektrik Yön. Kur. Başk. HALİL YURTSEVER’i Yakın zamanda kaybetmiş olmanın derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Merhume Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına baş sağlığı dileriz…

 

Muhammet ŞAHİN 10 EYLÜL 2019

 

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/

 

http://voltgazetesi.com/haber-detay/hayatin-ta-kendisi-zaman/474

 

 

  SEN BUNU YAPAMAZSIN

 

Benim gibi Ortalama kırk yaşını devirmiş herkesin çocukluğu, aşağı yukarı birbirine benzer. Türkiye'nin neresinde yaşarsa yaşasın, hayat standartları o tarihlerde ortalama aynıdır diyebiliriz. Büyütülme tarzlarımız, hayata bakış açılarımız bile aynıdır. Bizim Yediğimiz dayakların haddi hesabı yoktur. Biraz aklımız kesti mi başlamışlardır bizi dövmeye. Yaptığımız her şey dayak olarak bize geri dönerdi. Bizim neslimizin katma değer vergisi dayaktır diyebiliriz.

İlk açılışı evde babamız yapmıştır. Sırasıyla okulda öğretmenimiz, mahalle de arkadaşlarımız, çalıştığımız yerde ustamız, karakolda polisler, velhasıl askerde her ortamda dayak yemişizdir biz. Bazen iş öyle çığırından çıkmıştır’ ki teker teker değil, sıra dayağına çekmişlerdir bizi. Bizim yediğimiz dayak cennetten çıkmıştır. Bizim neslimiz bunu iyi bilir.

 

Aslın da şuraya gelmek istiyorum.

Bir asırlık cumhuriyet tarihimizde son 10 yıl hariç tüm nesillerimiz böyle yetişti. Kafamıza vura vura büyüttüler bizi. Bilinç altımızı sömürdüler resmen. Hayatımıza öyle olumsuz cümleler sokuldu ki, etkisinden yeni yeni kurtuluyoruz. Her bir olumsuz cümleyle, kafamıza çaktılar çivileri. Şimdi ise kanata, kanata çıkarıyoruz o çivileri maalesef. İnsanlara çaresizliği, umutsuzluğu ve ataleti öğreten, bizi etkisiz, güçsüz, zayıf bırakan, hatta toplumsal refleksimizi azaltan işte o cümlelerden bazıları.

Yapamazsın, imkânsız. Kolay mı sanıyorsun sen?

 

Yok artık daha neler, biz kim onlar kim?

 

Vazgeç bu sevdadan.

 

Elinin hamuruyla karışma bu işlere.

 

Sus otur yerine, razı ol kaderine, yapacak bir şey yok.

 

Karışma bu işlere başın ağırmasın.

 

Senden adam olmaz.

 

Zor bu işler, girme bu işlere.

 

Yeter artık direnme, her şey olacağına varır.

 

Dinlemedin beni bak, neler geldi başına.

 

Gör bak, üç günde nasıl batacak.

 

Daha iyisi olmaz, bununla idare et.

 

Boyundan büyük işlere karışıyorsun, otur oturduğun yerde kimsin sen.

 

Sen onun eline su dökemezsin, pısırığın tekisin sen.

 

Bu millet adam olmaz.

 

Biri mutlaka dilekçe verir, boş ver gel.

 

Bizi ilgilendirmez gidelim buradan.

 

 

 

 

 

Bu cümleleri istediğiniz kadar çoğaltın. Bu cümlelerin hap yapıldığını ve her gün sabah akşam bize yutturulduğunu hayal edin. İnanın bana bu durumdayız. Yukarıda sıraladığımız cümlelerin on katını bize söyleyen birileri olmuştur. Ne yetenekler yok olmuştur kim bilir bu arada. Herkes bilmeden zincirleme olarak birbirini zehirler. Doğru cümle sen bunu yapamazsın değil, sen bunu yaparsın olmalıdır. Birlikte başarabiliriz olmalıdır. Çünkü umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır.

 

Başarının eşiğinde kileri kucaklayan Şair Edgar guest a kulak verelim.

 

“Sana bir işin başarılamayacağını söyleyecek binlerce insan var.

Felaket tellallığı yapacak binlerce insan var.

Seni yutmayı bekleyen tehlikeleri sana birer birer gösterecek binlerce insan var.

Âmâ sen yüzündeki gülümsemeyle ceketini çıkar ve yola koyul.

Başarılamayacak şeyle uğraşırken şarkılar söyle ve başar.”

 

Son söz

 

Negatif insanlara maruz kalmak, radyasyona maruz kalmak gibidir. Hayatınızın hikayesini yazarken, kalemi başkasının tutmasına izin vermeyin…

 

2020 yılı ‘nın ülkemiz, ailemiz ve hepimiz için mutlu ve başarılarla dolu bir yıl olması dileğiyle…

Yerli otomobilimiz ülkemize ve milletimize hayırlı olsun…

 

Neşeyle kalın…

 

Muhammet şahin  21 OCAK 2020

http://voltgazetesi.com/haber-detay/sen-bunu-yapamazsin/550

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/

 

 

HER ŞEY ÜSTÜNE GELİYORSA BELKİ’DE SEN TERS GİDİYORSUNDUR

 

Herkese merhabalar…

 

Bu yazımızda sizlere dünya edebiyatına damgasını vurmuş 3 yazardan derlediğim, hayatımıza değer katacak sözleri aktarmak istiyorum. Birincisi tüm hayatını yalnızlık içinde, nefret ettiği güvencesiz işinde çalışarak geçiren Franz Kafka. İkinci yazarımız Sibirya’nın Omsk bölgesinde sara nöbetleri ile yaşama tutunan sürgündeki yazar Fyodor Dostoyevski ve son yazarımız zorbalığa baş kaldıran çağının en büyük romancısı Lev Nikoleyeviç Tolstoy.

 

Franz Kafka’yla başlayalım.

 

  • Patika yürünerek yapılır.

 

  • Tanrı bize ceviz verdi, ancak onları kırmadı.

 

  • Engel aramak için zamanınızı harcamayın, belki de engel diye bir şey yoktur.

 

  • Zamanın modasına göre ruhunuzu düzeltmeye çalışmayın.

 

  • Dikenli çalı, yollarda uzun süredir görülen bir engeldir. Yola devam etmek istiyorsan o çalıyı yakman gerekir.

 

  • Eğer bir hedefiniz varsa ama ona ulaşma yolunu göremiyorsanız o yolun adı ‘tereddüt ’tür.

 

  • İnsanın asıl olarak iki günahı vardır. Diğerleri bunlardan kaynaklanır. Sabırsızlık ve Tembellik.

 

  • Evlenmek önce güven ister. Yoksa birinin yalnızlığını bir başkasınınkine eklemek, asla bir yuva değil, tersine, bir zindan yaratır.

 

  • Kaçtığım bütün savaşların yaralarını taşıyorum.

 

  • Asla eğilip bükülme. Ufalanıp dökülen, ufalanıp dökülür, fakat yok edilemez.

 

Fyodor Dostoyevski’yle devam edelim 

                                                                                        

  • İnsana özgü bir yeteneksizliktir yaşayamamak, yoksa hangi balık boğmuş kendini, hangi serçe atlamış damdan.

 

  • Duvarı yıkacak gücüm yoksa, onu yıkmak için kendimi paralayacak halim yok tabii ki, fakat önünde duvar var diye ona boyun eğecekte değilim.

 

  • Arzularımı yok edin, bütün ideallerimi silin, bana daha iyi şeyler gösterin, seve seve peşinizden koşarım.

 

  • Kuyuya tükürme gün gelir içersin derler.

 

  • Vız gelir hakkımda düşündükleriniz, çünkü sizler benden daha aşağılıksınız!

 

  • Her şey üstüne üstüne geliyorsa, belki de sen ters gidiyorsundur.

 

  • İyi insanlar dürüst yaşar, iyi insanlar hilesiz yaşar ve hiçbir zaman benzerleri olmaz.
  • Lanet okuyabilen tek varlık İnsan…

 

  • Boyun eğeceksem çarığa değil, kunduraya eğerim.

 

  • İnsanlar haklarını arar, ama yalnızca kendi haklarını.

 

  • Tehlike yoksa kazançta yoktur. Boğulmaktan korkan suya girmez

 

 Son olarak Lev Nikoleyeviç Tolstoy’la bitirelim.

                                                                                            

  • Birine çamur atmadan önce düşün ve sakın unutma; ilk önce senin ellerin kirlenecek.

 

  • Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.

 

  • Acı duyabiliyorsan canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın.

 

  • Herkes dünyayı değiştirmek ister, ancak kimse kendini değiştirmeye yanaşmaz.

 

  • Hareket etmezsen zincirlerini fark edemezsin.

 

  • Bir ruhu yok etmek kolay, peki ya sizin ruhunuz ne olacak?

 

  • Sakın Ahlak kurallarını çiğnemeyin, çünkü öcünü çabuk alır.

 

  • Başarısız insan yoktur, pes eden insan vardır.

 

  • Hayatta unutamayacağımız en büyük pişmanlık, pişman olurum diye yapamadıklarımızdır…

 Neşeyle kalın…

Muhammet ŞAHİN 10 ŞUBAT 2020

http://voltgazetesi.com/haber-detay/her-sey-ustune-geliyorsa-belki-de-sen-ters-gidiyorsundur/558

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/

 

 

HAYAT REÇETESİ

Dünyadaki en zengin yerler neresidir dersem, cevabınız ne olurdu! Bence dünyadaki en zengin yerler mezarlıklardır. Çünkü mezarlıklarda hiç gerçekleşmeyen hayalleri, hiç yazılmamış kitapları, hiç söylenmeyen şarkıları ve şiirleri, asla paylaşılmayan icatları ve hiç keşfedilmemiş tedavileri bulabilirsiniz.

Bu insanlar günümüzde yaşasalardı hayat felsefeleri “günler torbaya mı girdi” gibi bir şey olurdu. Peki soralım, hiç günler torbaya girer mi! Hiç şüpheniz olmasın günler o torbaya kesinlikle girer. Buyurun size bir başka paradoks. “Allah’ın günümü kalmadı” peki tekrar soralım “Allah’ın günü biter mi”. Tekrar cevap verelim “Allah’ın günü biter”. Başkaları için bitmese bile bizim için biter.

Gelin konuyu biraz daha açalım. Bilirsiniz şirketlerin misyonu ve vizyonu vardır. Her şirket kendisine bir hedef koyar. Bunları da misyon ve vizyon başlıkları altında kamuoyuyla paylaşır.

Ertelemelerle ve şikayetlerle geçen şu kısacık hayatımızda bizler neyi hedefleriz. Nedir bizim hikayemiz. İnsanlığa değer katacak misyonumuz nedir. Ufak şeyleri dert etmekten, başkalarını suçlamaktan, herkesin onayını beklemekten, hep haklı olduğumuzu iddia etmekten vakit ‘mi kalıyor Allah aşkına kendi hikayemize. Artık evhamlarımızdan kurtulup dünyaya neler verebilir, neler yapabilirizin hesabını yapmalıyız. Gerçekleşmeyen hayallerimizle, söylenmeyen şarkılarımızla, paylaşılmayan icatlarımızla girmeyelim o toprağın altına.

Hayat yolculuğunun amacı mezara alımlı, iyi muhafaza edilmiş bir bedenin içinde değil, tekrar tekrar patinaj yapıp tozu dumana kattıktan sonra tamamen tükenmiş, sonuna kadar harcanmış bir halde, bağıra bağıra, vay canına ne hayattı be! Diyerek varmak olmalıdır.

Yaptığınız şeylerin boyutları değil konumuz, insanlığa ne katarsan kat. Ne yaparsan yap.

Mazeret üretme, geleceği hayal et, merak et, inan ve yap.

Mesela, yetmişinde bile fidan dik, hemde öyle çocuklara falan kalır diye değil.

Hayatındaki onca düzensizlik ve karmaşaya rağmen, yaşamı ve dünyayı bize anlatan, daha doğrusu bize misyonumuzu hatırlatan, Nazım Hikmet’e kulak kesilelim.

 

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

 

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…

 

 

 

Son söz…

Sizi bir mikroptan, hızlı, çok daha hızlı bir şekilde öldürecek şey, kederli bir ruhtur.

Neşeyle kalın…

 

                                                                                                        Kaynaklar: Hunter THOMPSON

                                                                                                                           John STEİİNBECK

 Muhammet ŞAHİN 11 MART 2020

 http://voltgazetesi.com/haber-detay/hayat-recetesi/578

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/

 

HİÇBİR ŞEY KORKU KADAR HIZLI YAYILAMAZ

 

   Kahkaha bulaşıcıdır derler ama korku salgın gibidir. Bir defa girdimi bedenimize kolay kolay bırakmaz bizi. Korkmaya başlamaya görün, asla sonunu getiremezsiniz. İnanın herkes korkar, en zalim eşkıyadan, en mazlum köylüye kadar korkmayan yoktur yeryüzünde. En güçlü Aslandan, en zayıf Tavşana kadar tüm hayvanlar da korkar. Sonsuz bir döngüdür korku. İnsanın çekeceği acının bir haddi vardır, ama korkunun yoktur. Korku aynı zamanda bizi ayakta tutan, en güçlü duygulardan biridir.

 

Konuyu biraz daha açalım

.

Hepimiz iş insanlarıyız. Açıkçası hepimiz korkuyoruz. İş insanıysanız korkarsınız çünkü. Korkmak için o kadar çok neden var ki. Hadi bazıları nelermiş birlikte bakalım.

Bunlar, Hemen hemen her gün duyduğumuz kelimeler.

 

İş adamları tedirgin, Esnaf kan ağlıyor, Borsa çakıldı, Altın uçtu, dolar durdurulamıyor. Enflasyon, Resesyon, Konkordato, Kriz, İşsizlik, İflas, Dava, Mahkeme, çek döndü v-s, bunlar dolaylı veya dolaysız şekilde hepimizi etkiliyor. Gelecek planlarımızı alt üst ediyor. Belirsizliğin en tepe noktasındayız gibi açıkçası.

 

Şirketlerimiz her an çatlayacak bir buz denizinin ortasındaymış gibi duruyor önümüzde.

 

Ve gün içinde birbirimize söylediğimiz bu kelimelere ne demeli.

Abi bu ay maaşları nasıl ödeyeceğiz, berbat durumdayız.

Bu gidişle yıl sonunu zor görürüz kardeşim.

Dolar bizi mahvetti abi, perişan durumdayız.

Ben böyle ticaret görmedim. Vesaire, vesaire.

 

Üstüne üstlük gündeme bomba gibi düşen Corona virüs belası kapımıza dayanmış durumda.

Birbirimizi etiketleyerek korkuyu aramızda dahada büyütüp, işleri çıkmaz hale sokuyoruz.

Çünkü hiçbir şey korku kadar hızlı yayılamaz.

Peki ne yapacağız.

 

Bu benim reçetem, size de aynısını öneririm.

İşin en başında her şeyden önce kendinize haksızlık etmeyin. Faturayı kendinize kesmeyin.

İçinde bulunduğunuz durum sizin suçunuz değil, rahat olun. Yaşadığımız coğrafya nın şartları böyle, korkuyu içinizden atın. Defedin gitsin. Cenazeniz öldüğünüzde yerde mi kalacak, kalsın, sallayın gitsin korkmayın.

Her zamanki den daha çok, nefesiniz tükeninceye kadar çalışın, daha çok üretin, daha çok eleman çalıştırın ve daha daha çok şirketinizi büyütün. Dünyaya açılın bir numara olun korkmayın. Sizi umutsuzluğa sevk eden herkesten ve her şeyden uzaklaşın. Boşuna beklemeyin beklediğiniz gelmeyecek. Kimse size sihirli değneğini uzatmayacak. Sihirli değnek elinizde çünkü, dokunduğunuz yere umut verin, taşın suyunu çıkarın, bastığınız yeri Altın’a çevirin. Daha iyisini yapmak için bir yol vardır. Bulun onu!

Korkanlar etraflarına ördükleri duvarların yıkılmasından korkarlar. Yıkın duvarlarınızı.

On yedi katlı binan yıkıldıysa on sekiz katlısını yapacaksın, elli beş kez düştüysen elli altıncı kez kalkacaksın, bazı savaşlar böyle kazanılır.

Düşünmek korkuyu alt etmez, korkuyu ancak hareket alt edebilir.Korkmayın hareket edin, kimse sizi durduramaz. Vesselam…

Son söz

Başarısızlıktan korkmayın!

Başarısızlık değil, düşük hedefler esas suçtur.

Büyük girişimlerde başaramamak bile görkemlidir. Bruce lee

Muhammet ŞAHİN 7 NİSAN 2020

 

 http://voltgazetesi.com/haber-detay/hicbir-sey-korku-kadar-hizli-yayilamaz/596

https://bymuhammetsahin.blogspot.com/

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


PAYLAŞ